Bu Blogda Ara

12 Haziran 2018 Salı

29 Mayıs 2018 Salı

Bir yoksulla karşılaştığınızda bilin ki, cennet ile karşılaştınız

Bir yoksulla karşılaştığınızda
bilin ki, cennet ile karşılaştınız
ister sahip çıkar sarılırsınız
isterseniz elinizin tersi ile itersiniz.
tercih sizindir.

Bu ne çile.. Ayrılık vuslattan, hüzün sevinçten ağır. Aşk deyince duyuluyorda, âh deyince dünya sağır...

Bu ne çile..
Ayrılık vuslattan, hüzün sevinçten ağır.
Aşk deyince duyuluyorda, âh deyince dünya sağır...

24 Mayıs 2018 Perşembe

14 Mayıs 2018 Pazartesi

Tahammülsüz biri değilim ben.

"Ben tahammülsüz biri değilim. Sadece anlayışla ve incelikle sevmenin bana enayiymişim gibi hissettirdiğinden beri kimsenin çizgilerime basmasına izin vermiyorum."

12 Nisan 2018 Perşembe

18 Mart 2018 Pazar

Maymun Avcısı (fıkra)

 Temel ve Dursun ormanda maymun avına çıkmışlar. Maymunun canlısı da daha çok para ettiği için vurmadan yakalamak istiyorlarmış. Ormanda bir o yana bir bu yana dolaşırken, sonunda ağacın tepesinde bir maymun görmüşler. Temel başlamış ağacı sallamaya, sallaya sallaya sonunda maymunu ağaçtan düşürmeyi başarmış. Maymun ağaçtan düşer düşmez de temelin köpeği hemen maymunun üstüne çıkıp, malum şeyi hayvan halsiz kalıncaya kadar yapmış.
Sonunda da Temel maymunu bitkin halde kolayca yakalayıp çuvala koymuş. Bu şekilde 3 tane maymun yakalayan Temel yine ağaçta bir maymun görmüş. Ancak bu ağacı ne kadar sallasa da nafile maymun bir türlü düşmemiş. En sonunda Dursun’a, “ula Dursun al şu tüfeği ben yukarı çıkıp maymunu düşürmeye çalışacağım. Maymun düşerse, köpek zaten görevini biliyor dokunma. Hee olurda ben düşersem, hiç bekleme köpeği fur.”:)

14 Mart 2018 Çarşamba

Kalmadı Emmi!

Köylerde Bereket Kalmadı Emmi.
Anadolu viran, bozkırdı her yer,
Yolları tozluydu, asfalt ne gezer,
Giyerdi çarığı, askerle nefer,
Şehirden farkı yok köylerin Emmi.

Tarlada sabanla,toprak sürerdin,
Şehire bahçeye,yayan giderdin,
Kuru ekmeğini ,hep yavan yerdin,
Şimdi herşey hazır köylerde Emmi.

Okullar birleşik,köyde okurdun,
Kara tahtalarda, tozu solurdun,
Defteri kitabı, zorla bulurdun,
Akıllı tahta var köylerde Emmi.

Düvenle ekini, az mı yayardın,
Tınazda samanı, yele yollardın,
Kağnının sesini, ninni sayardın,
Traktör var artık köylerde Emmi.

Tarlada ekinler biçilir günde,
Şehire bahçeye sanki düğüne,
Ensemiz kalındır göbekler önde,
Perhiz diyet yoktur köylerde Emmi.

Herkesin evinde arabası var,
Teknolojik her şey,ne ararsan var,
Makinayla çiftçim, sütünü sağar,
Tembelleşti herkes köylerde Emmi.

Kimse boşanmazdı, ölene kadar,
Bir kötü söz etsen,polisi arar,
Kadını erkeği, yok ki vefakar,
Kimsede güven yok, köylerde Emmi.

Defteri silerdin,yazardın tekrar,
Yoktu ki kitabı,yok bilgisayar,
Kara önlük vardı, forma ne arar,
Kıyafet serbestir köylerde Emmi.

Emanet yalan yok,yoktu ihtikar,
Söz senetti sizde, vardı itibar,
Komşular akraba, hep arka çıkar,
Akraba akreptir köylerde Emmi.

Baban atan yanında büyürdün,
Onların yanında,çocuk sevmezdin,
Dedeyi amcayı ,baba bilirdin,
Kardeş düşman artık köylerde Emmi.

Yoksul akrabanın, hatırı vardı,
Bayramda düğünde, herkes arardı,
Herkes birbirine, mektup yazardı,
Kimse aramıyor, köylerde Emmi.

HİDAYET DOĞAN

11 Mart 2018 Pazar

Sakın Kimseye Söyleme

Dilindeki sırrını
Kalbindeki yaranı,
Cebindeki paranı sakın kimseye söyleme !..

10 Mart 2018 Cumartesi

Herkes Ölüp Gidiyor Bir Sen mi Kalacaksın

Herkes ölüp gidiyor bir sen mi kalacaksın, ha iki gün fazla ha iki gün az yaşayacaksın. Ateşte kül, toprakta gül olacaksın. Mühim olan yaşarken insan olacaksın.

5 Mart 2018 Pazartesi

Ne söylesem anlatamam memleketimi! Hayali bir başka düşü bir başka ...

Ne söylesem anlatamam memleketimi!
Baharı bir başka kışı bir başka ...
Bilemedim sihir midir, büyü mü?
Hayali bir başka düşü bir başka ...

En zayıf olduğum yerden sınanmış en hassas olduğum yerden vurulmuşum.

"Çünkü en zayıf olduğum yerden sınanmış en hassas olduğum yerden vurulmuşum.
Hangi yanımdan yara alsam o yanımdan ağrımışım.
Taşıyamam zannettiklerimi taşımış,
taşırım zannettiklerimin altında kalmışım.
İçimdeki ummanı önce sızdırmış sonra taşırmışım.
Öyleyse hepsine de amenna!Değil mi ki seçilmişim..."

4 Mart 2018 Pazar

Bir erkeğin yumruğundan daha serttir bir kadının son sözü.

Bir erkeğin yumruğundan daha serttir bir kadının son sözü.
Biri dişlerini döker, diğeri düşlerini...

21 Şubat 2018 Çarşamba

Çöpçünün Çocuğu (Kıssa)

Ne güzel ÖĞRETMENSİN SEN
“Üzmüşler çocuğu, diğer çocuklar. "Senin baban çöpçü, sen de pis kokuyorsun” demişler. Vicdan duygusu tam gelişmemiştir okul öncesi çocuklarında. Zaman zaman böyle acımasız olabilirler. Kırmışlar yavrucağın kalbini.
Konuştum babayla. Çok üzüldü, çocuğunun üzülmesine. Dağ gibi adam gözyaşlarını ilk kez ayırdı gözlerinden belki de. “Üzülmek yetmez dedim, bir planım var. Dahil olur musun?” Kabul etti seve seve.
“Pis ülke” oyunu oynattım çocuklara bir gün. Türetilmiş (uydurma) bir oyun. Ne bulduysak attık yerlere. Bu arada “kötü koku spreyi” sıktık sınıfa, çocuklar görmeden tabi. Birazdan sınıf dayanılmaz bir kokuya karıştı. Dedim niye böyle oldu? Dediler öğretmenim çöplerden, pislikten. Durun dedim, bakın kapıya, biri gelecek, kurtaracak bizi bu pislikten, kokudan, büyüleniyor sanki. Bak bak bitiremiyorlar. 1.90 boy. Heybetli mi heybetli çöpçümüz.
Başlıyor hemen temizliğe. Bende pencereleri açıyorum hemen. Temiz hava nüfuz edince etkisini kaybediyor kötü koku spreyi. Yardımcı öğretmenimiz de yasemin kokulu oda spreyini sıkıyor birkaç fıs. Çocukların gözü bizi görmüyor zaten. Ama içlerine doluyor mis gibi çiçek kokusu.
Sonra yarım ay düzeninde oturuyoruz çöpçünün karşısına. Konuşuyor prova ettiğimiz gibi. “Çöpçüyüm ben” diyor. “Siz sabahları uyurken daha, ya da gece yarısı mahallenizin çöplerini topluyorum. Arkadaşlarım da var. Onlar da topluyor. Çöpler toplanmasa sokaklardan, her yer bugün sınıfınızın koktuğu gibi kokar. Çöpçülük zordur çocuklar. Çok zor iştir.” Anlatıyor uzatmadan. Kısa, öz, keskin. Anlattıkça daha da büyüyor adam.
Nasıl dinliyorlar anlatamam. Gözlerini hiç ayırmadan. Hele oğlu. Gurur duyuyor babasıyla ve her sözünde hayran oluyor ona. O bakışa ömür verilir inanın bana.
Sonra fotoğraf çektiriyoruz hepimiz kahramanımızla. Alkışlarla ve aşkla uğurluyoruz çöpçümüzü. Bir baba, bir oğul. Tedavi edilmiş iki yürek. İşimiz bu. Yüreğe dokunmak. Hanımlar, beyler! Bir çocuğun alın teriyle para kazanan babasının mesleğinden utanmasına dayanamam. Dayanırsam, öğretmen olamam.
Ertesi sabah soruyor birkaç veli. “Bizim çocuk akşamdan beri büyüyünce çöpçü olacağım diyor. Siz ne öğretiyorsunuz bu çocuklara Allah aşkına?”
Gülümseyerek cevap veriyorum, “İnsan olmayı öğretiyoruz.”

20 Şubat 2018 Salı

Striprizci Kadın

Çok güzel bir genç kadın bir gece klubünde stiprizci olarak iş bulmuştu.

İlk kez sahneye çıkacağı için çok heyecanlıydı. Ancak ışıklar üzerinde parlar parlamaz öyle bir alkış tufanı koptu ki, heyecanı hemen yatıştı.

Üzerindeki elbiseyi çıkardıktan sonra, alkışlar biraz azaldı.

Çoraplarını çıkardıktan sonra ise alkış seslerinde biraz daha azalma oldu.

Sütyenini çıkardığında salondan tek tük alkış sesleri geliyordu.

Nihayet, üzerinde kalan son giysi parçasını da çıkarıp attı.

Artık salondan tek bir alkış sesi bile gelmiyordu.

Vücudunun güzelliğinden son derece emin olan yıldız adayı şaşkınlık içerisinde ön masada oturan bir adama yanaşarak sordu:

– “Şey acaba vücudumu beğenmediniz mi?” Adam heyecandan soluyarak:

– “Nereden çıkardınız bunu?” dedi.

– “Ne bileyim. Ben soyundukça alkışlar kesildi de…”

– “Tabi kesilecek” dedi adam. “Bi Düşün Bakalım Neden Acaba?” 🙂

10 Şubat 2018 Cumartesi

NOKTA

Bazen uzun uzun cümleler kurarsın anlayan olmaz.
Tutar bir "NOKTA" koyarsın, duymayan kalmaz...

9 Şubat 2018 Cuma

Öğretmenim Seni Görmek İstiyor Baba

Çocuk eve gelip babasına : “baba, matematik hocamız seni görmek istiyor” der. Babası “ne oldu?” diye sorar. “7 kere 9 kaç eder diye sordu, ben de 63 dedim. Ardından 9 kere 7 kaç diye sordu, ben de arasındaki fark ne a. koyim dedim.” der.
babası; “arada ne fark varmış ki?” der babası ve kabullenir : “peki giderim”
Ertesi gün çocuk eve gelir ve sorar “baba gittin mi okula?”
“henüz değil” der babası.
çocuğu da “o zaman geldiğinde beden öğretmenini de görmen lazım” der.
“neden” diye sorar babası.
“bugün beden dersinde, sol kolumu kaldırmamı istedi. kaldırdım. sağ kolumu kaldırmamı istedi, kaldırdım. sonra sol ayağımı kaldırmamı istedi, yaptım. sonra da sağ ayağımı kaldırmamı istedi; ben de “şeyimin üzerinde mi durucam?” dedim.

7 Şubat 2018 Çarşamba

6 Şubat 2018 Salı

"Dört Mevsim" Gibidir İnsan..

Tıpkı "Dört Mevsim" Gibidir İnsan..
Gülerken "Yaza"
Sevinirken "İlkbahara"
Soğurken "Kışa"
Hayalleri Yıkılırken. "Sonbahara" Benzer..

4 Şubat 2018 Pazar

İlk Doğum


Genç stajyer doktor çok heyecanlıdır. İlk defa bir doğuma girecek ve doğumu o yaptıracaktır. Hocası da bir köşede onu izleyecektir.

 Her şey harika gitmiş doğum sorunsuz tamamlanmıştır. Stajyer hocasının görüşünü almak için hemen yanına gider. “Hocam nasıldı?” “Evet güzeldi, ama bir dahakinde çocuk doğduktan sonra annenin değil, çocuğun poposuna şaplak vur.”

Allah Deveyi İğnenin Deliğinden Geçirebilir mi?

Necip Fazıl’a, “Allah, deveyi iğnenin deliğinden geçirebilir mi?” diye sormuşlar. “Evet geçirir” demiş. Bunun üzerine “deveyi mi küçültür, yoksa iğneyi mi büyültür?” demişler. Necip Fazıl, İlahi kudretin sonsuzluğunu ifade babında, şu cevabı vermiş: “Ne deveyi küçültür, ne iğneyi büyültür. Gökteki yıldızları senin gözbebeğine sığdırdığı gibi, vızır vızır geçirir.”

Kahve Fincanı Hikaye

Yaşlı kadın, bir antika dükkanından aldığı yüzyıllık fincanı özenle salon vitrinine yerleştirdi. Fincanın biçimi, üzerindeki işlemeler, renkler onun bir sanat eseri olduğunu söylüyordu. Ödediği fiyatı hatırladı; hayır, hiç de pahalıya almamıştı.
Hayranlıkla fincanı seyretmeye devam etti.

Derken, birden fincan dile geldi ve kadına şöyle dedi;
"Bana hayranlıkla baktığının farkındayım. Ama bilmelisin ki, ben hep böyle değildim. Yaşadığım sıkıntılar beni bu hale getirdi.”
Kadın şimdi hayret içindeydi. Önündeki kahve fincanı konuşuyordu!
Kekeleyerek: "Nasıl? Anlayamadım?" diyebildi yaşlı kadın.

"Demek istiyorum ki, ben bir zamanlar çamurdan ibarettim ve bir sanatkâr geldi. Beni eline aldı, ezdi, dövdü, yoğurdu. Çektiğim sıkıntılara dayanamayıp:
"Yeter! Lütfen dur artık!" diye bağırmak zorunda kaldım.
Ama usta sadece gülümsedi ve; "Daha değil!" diye cevapladı beni.
"Sonra beni alıp bir tahtanın üzerine koydu. Burada döndüm, döndüm, döndüm. Döndükçe başım da döndü. Sonunda yine haykırdım:
"Lütfen beni bu şeyin üzerinden kurtar. Artık dönmek istemiyorum!"
Ama usta bana bakıp gülümsüyordu:
"Henüz değil!"

"Derken beni aldı ve fırına koydu. Kapıyı kapayıp ısıyı arttırdı. Onu şimdi fırının penceresinden görebiliyordum. Fırın gitgide ısınıyordu. Aklımdan şöyle geçiyordu: Beni yakarak öldürecek"
Fırının duvarlarına vurmaya başladım. Bir taraftan da bağırıyordum:
"Usta usta! Lütfen izin ver buradan çıkayım!"
"Pencereden onun yüzünü görebiliyordum. Hala gülümsüyor ve "Daha değil!" diyordu.

"Bir saat kadar sonra, fırını açtı ve beni çıkardı. Şimdi rahat nefes alabiliyordum, fırının yakıcı sıcaklığından kurtulmuştum. Beni masanın üstüne koydu ve biraz boyayla bir fırça getirdi.
"Boyalı fırçayla bana hafif hafif dokunmaya başladı. Fırça her tarafımda geziniyor ve bu arada ben gıdıklanıyordum.
"Lütfen usta! Yapma, gıdıklanıyorum!" dedim. Onun cevabı ise aynıydı: "Henüz değil!"

"Sonra beni nazikçe tutup yine fırına doğru yürümeye başladı. Korkudan ölecektim. "Hayır! Beni yine fırına sokma, lütfeeen!" diye bağırdım.
Fırını açıp beni içeri iteleyip kapağı kapattı. Isıyı bir öncekinin iki katına çıkardı. "Bu sefer beni gerçekten yakıp kavuracak!" diye düşündüm. Pencereden bakıp ona yine yalvardım, ama o yine "Daha değil!" diyordu.

Ancak bu defa ustanın yanaklarından bir damla gözyaşının yuvarlandığını gördüm.
"Tam son nefesimi vermek üzere olduğumu düşünüyordum ki, kapak açıldı ve ustanın nazik eli beni çekip dışarı çıkardı. Derin bir nefes aldım, hasret kaldığım serinliğe kavuşmuştum. Beni yüksekçe bir rafa koydu ve usta şöyle dedi:
"Şimdi tam istediğim gibi oldun. Kendine bir bakmak ister misin?"
Ona "Evet" dedim.

Bir ayna getirip önüme koydu. Gördüğüme inanamıyordum. Aynaya tekrar tekrar baktım ve "Bu ben değilim. Ben sadece bir çamur parçasıydım."
"Evet bu sensin!" dedi usta. Senin acı ve sıkıntı diye gördüğün şeyler sayesinde böyle mükemmel bir fincan haline geldin.
Eğer seni bir çamur parçası iken üzerinde çalışmasaydım, kuruyup gidecektin.
Döner tezgahın üstüne koymasaydım, ufalanıp toz olacaktın.
Sıcak fırına sokmasaydım, çatlayacaktın.
Boyamasaydım, hayatında renk olmayacaktı.
Ama sana asıl güç ve kuvveti veren ikinci fırın oldu.
Şimdi arzu ettiğim her şey var üzerinde."
Ve ben kahve fincanı, şu sözlerin ağzımdan çıktığını hayretle fark ettim:
"Ustam! Sana güvenmediğim için beni affet!
Bana zarar vereceğini düşündüm.
Beni benden fazla sevip iyilik yapacağını fark edemedim.
Bakışım kısaydı, ama şimdi beni harika bir sanat eseri yaptığını görüyorum.
Benim sıkıntı ve acı diye gördüğüm şeyleri bana verdiğin için teşekkür ederim. Teşekkür ederim."

USTA FİNCANI, YARATICI İNSANI ŞEKİLLENDİRİR..

Yeter ki acıdaki hikmeti görelim.
Önemli olan, kahrın da hoş, lûtfun da hoş demesini öğrenmek...

29 Ocak 2018 Pazartesi

Her olasılığımız, imkansızlığını da yanında getiriyor...

Her olasılığımız, imkansızlığını yanında getiriyor,farkında mısınız?


Güçlü Ol Tatlım

Adam 15 yıldır tutuklu bulunduğu hapishaneden kaçar. Evin birine gizlice girer.
İçerde geniş bir yatakta bir çifti yakalar.
Adama yataktan kalkmasını emreder ve onu bir sandalyeye bağlar.
Adamın karısını yatağa bağlarken boynunu öper, sonra kalkar ve banyoya gider.
O ordayken adam karısına şöyle fısıldar: dinle, bu adam bir kaçak. Şu kıyafetlere baksana.
Büyük ihtimalle hapishanede çok fazla zaman geçirdi ve yıllardır hiçbir kadın görmedi.
Boynunu nasıl öptüğünü gördüm. Eğer seninle birlikte olmak isterse sakın karşı koyma ya da şikayet 
 etme… Sana ne derse onu yap.
O sana ne yaparsa yapsın onu mutlu et çünkü bu adam kesinlikle çok tehlikeli.
Eğer kızarsa ikimizi de öldürür. Güçlü ol, tatlım seni seviyorum.

Karısı cevap verir: O benim boynumu öpmüyordu, kulağıma fısıldıyordu.
Bana gay olduğunu, seni çok tatlı bulduğunu ve hiç vazelin olup olmadığını sordu.
Ben de banyoda olduğunu söyledim. Güçlü ol tatlım. ben de seni seviyorum…

Maskeli Balo

Karı koca kıyafet balosuna gidecek. Evden çıkmadan kadın bir anda halsiz düşüyor ve evde kalmak istediğini ama kocasının gitmesini istediğini söylüyor. Adam da balo kıyafetini yanına alıp gidiyor. Kadın 1 saat sonra kendini iyi hissediyor ve balonun yapılacağı yere gidiyor. Yalnız kocasının bildiği kıyafeti değil başka bir kıyafet giyiyor ve onu uzaktan izlemeye karar veriyor. Baloya gittiğinde bir de ne görsün. Kocası genç kadınlardan birinden birine koşuyor. En sonunda da güzel bir kızla odalardan birine çıkıyor. Bunu gören kadın hemen intikam için bir adamın yanına yanaşıyor ve başlıyor flört etmeye. Çok uzun sürmeden de adamın arabasına gidip malum işle intikam alıyor.
Gece bitip te sabah kahvaltısında kadın kocasına soruyor aşkım nasıldı gecen iyi eğlenebildin mi bari? Evet aşkım ya süperdi ama baloda değildim. Sen gelmeyince rkadaşlarla poker oynamaya kulübe gittik. Kıyafetimi de, kıyafeti olmadığı için baloya giremeyen bir gence verdim.

3 Ocak 2018 Çarşamba

Yetiş Serap Hasan Döndü..

Yetiş Serap Hasan Döndüüü :)
Bu nasıl bir kimlik ya :)))

Habu anter yüreğum sanki dertler sanduğu

Habu anter yüreğum sanki dertler sanduğu
Duman çıkmaz bi yerden belli olmaz yanduğu :)

Sevgili tepeme çıkardıklarım

Size Sesleniyorum !! ;)
Sevgili tepeme çıkardıklarım, hakettiğinden çok daha fazla değer verdiklerim
Yüz verip astar isteyenlerim, kendini dünyanın merkezi zannedenlerim..
Yaşına başına hürmet edip sustuklarım,
Yaradanın hatrına, yaptıklarını yuttuklarım,
Hatır gönül için yanımda tuttuklarım..
İyi niyetimi enayilik sananlar, nezaketimi pasiflik sayanlar,
Zora gelince yanımdan topuklayanlar..
Hadi yine iyisiniz, hepinizi affediyorum..
Bundan sonra kirli kalabalık larda olmaktansa,
Temiz yalnızlığımı seçiyorum....