Temel'in köyünde İstanbul'a gidip gelenler köy meydanında ellerini
arkalarında bağlayıp havalı havalı dolaşırlarmış. O zamana kadar hiç
İstanbulu görmemiş olan Temel bunlara çok özenirmiş. Bir gün demiş ki:
- kız fadime ben çatıkatına saklanayım bikaç gün dışarı çıkmayım sen de soran herkese Temel İstanbula gitti de olurmu?
- Fadimenin de hoşuna gider bu fikir. Tamam Temelum sen saklan dediğin olur, der.
- İki gün ortalarda görünmeyen Temeli merak eden Dursun kapıyı çalar, Fadime açar kapıyı, Temel nerlerdedur, kaç gündür ortalarda yok?
Fadime de aynen anlaştıkları gibi,
- Temel İstanbuldadır daaa, der.
ve alır başına belayı
Çünkü Temelin Dursuna borcu varmış, Dursun Temelin İstanbul'a gittiğini duyunca:
- Nasıl gider benim borcu ödemeden diye fena halde kızan Dursun
Fadimeye yanaşır, tekme tokat bi güzel hırpalar. Çatı aralığından durumu
seyreden Temel kısık sesle:
- Ula şimdi ben İstanbulda olmayacadım, gösterirdim sana gününü... :)))
Güncel Konular, Yarışma Soruları ve Cevapları, Eğlence, Fıkra, Siyaset, Genel Kültür,Bilgi Yarışması, Anlamlı Sözler
Bu Blogda Ara
9 Temmuz 2015 Perşembe
8 Temmuz 2015 Çarşamba
28 Haziran 2015 Pazar
Fesinin Püskülüne FİSKE Vuran Genç (kıssadan hisse)
Biraz uzun gibi görünse de çok zamanınızı almaz. Mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum arkadaşlar.
Osmanlı'nın son dönemleridir. İstanbul'un tenha bir semtine, henüz yeni evlenmiş bir çift gelir, yerleşir. Mütevazı bir memur olan İsmet bey, davranışları ile mahallelinin dikkatini kısa sürede üzerine çeker. Eşi Kısmet Hanım da mahalledeki kadınlarla diyalog kurmakta gecikmez.
Artık mahalleli ile iyice kaynaşan bu yeni çiftin bazı davranışları ve halleri merakın ötesinde dikkat çeker. Bir seneyi geçtiği halde iki eş arasında ciddi bir tartışma olmadığı gibi, kimsenin dikkatini çekecek bir huzursuzluk da söz konusu olmuyor. İkinci seneleri tamamlanmıştır ama aynı hal deva etmektedir.
Merakına mağlup olan ve İsmet bey ile iyi tanışan mahalleli bir beyefendi, akşam vakti işten eve dönen İsmet Beyin yolunu keser. Kısa bir hal hatırdan sonra, hemen mevzua girer.
“Merakımı bağışlayın İsmet Bey, sormadan edemeyeceğim. İşin doğrusu sadece benim değil, bütün mahallelinin merakıdır bu.” İsmet Beyin şaşkın bakışları arasında, mahalleli Bey konuşmasına ara vermeden devam eder. “Şey yani… İki senedir evlisiniz ve her şeyiniz gözümüzün önünde cereyan ediyor. Ancak şimdiye kadar eşinizle en ufak bir tartışma, sürtüşme, çatışma yaşamadınız. Biz mi göremiyoruz, yoksa hakikaten de siz bir sorun yaşamaz mısınız?”
Ansızın böyle bir soruya muhatap olan İsmet Bey, önce tebessüm eder ve ardından: “Allah iyiliğini versin, beni korkuttun. Kötü bir haber vereceksin diye tedirgin oldum” der ve derin bir soluk aldıktan sonra devam eder:
“Madem merak etmişsiniz, anlatayım. Biz evlenmeden önce eşimle bu konuda uzun uzun konuştuk ve önemli bir karar aldık. Bu kararımız sayesinde şimdiye kadar bir sıkıntı yaşamadık ve inşallah yaşamamaya da kararlıyız” der.
Başındaki fesin püskülleri sağ tarafına sarkmış olan İsmet Beyin gözlerine dikkatle bakan mahalleli bey, önemli bir şey keşfetmiş gibi hayret içinde sorar: “Nasıl bir karar bu?”
“Basit ama azimle uygulanan bir karar,” diyen İsmet Bey, anlatmaya devam eder:
“Ben akşamları eve gelirken, sinirli, gergin, huysuz, saldırgan olursam, püskülümü fesin sol tarafına atarım. Kapıyı açan eşim, püskülü sol tarafta görünce durumu hemen anlar ve “hoş geldin bey” dedikten sonra, mutfağa geçip soframı hazırlar ve ortadan kaybolur. Mümkün mertebe benden uzak durur, bana bir iş teklif etmez ve üstüme gelmemeye dikkat eder. Şayet püskül sağ tarafta ise, tıpkı şimdi olduğu gibi, sorun yok demektir. Şüphesiz ki, sinirli, gergin ve huysuz olmak ne kadar benim hakkım ise, o kadar da Eşimin hakkıdır,” diyen İsmet bey, konuşmasına devam eder:
“Akşam eve geldiğimde, eşim benim püskülüme dikkat ettiği kadar ben de onun eteğine dikkat ederim. Eğer eteğinin sol tarafını katlayıp kemer altına sokmuşsa, işler yolunda değil demektir. Selam verdikten sonra, mutfağa gider bir şeyler hazırlar, atıştırır ve ortadan kaybolurum. Etek katlanmamış ise zaten sorun yok demektir.”
Anlatılanları merak ve hayretle dinleyenlerden biri gülerek: “Valla iyi bir çözüm bulmuşsunuz, ama bir şeyi daha merak ettim, müsaade ederseniz sormak istiyorum, buraya kadar bir anormallik yok. Ancak siz akşam eve geldiğinizde, hem püskülünüz hem de eşinizin eteği sol tarafta olursa ne yapıyorsunuz? Diye sorar.
Bu soruya önce tebessümle karşılık veren İsmet bey, ardından: “bundan daha kolay bir şey olmaz, zira ben püskülün altına bir fiske indiririm ve püskül sağ tarafa geçer. Der.
Evet dostlar, evet hanımefendiler ve beyefendiler. Ya gerçekten yaşanmış veya uzmanların zihninde yaşatılmış olan bu hikaye, eşlere, özellikle de biz beylere çok şey anlatmaktadır diye düşünüyorum.
Bu kıssadan çıkarabileceğim hisseyi maddeler halinde sıralamaya çalışacağım. Bulamadıklarımı da sizler tamamlarsınız.
1)Sorunlara çözüm bulmak istiyorsak, eşimizle oturup, samimi olarak konuşmalı ve ortak kararlar almalıyız.
2)Alınan kararları her iki taraf ta, hiçbir ayrıcalık ve imtiyaz beklemeden azim ve ısrarla uygulamalıdır.
3)İki tarafın da insan olduğu ve her zaman duygularının aynı istikamette olamayacağı bilinmeli ve karşı tarafın bu durumu anlayışla karşılanmalıdır. Bu konuda tek taraflı davranılmamalı ve her zaman bir taraftan fedakarlık beklenmemelidir. Erkek kadar, kadının da sinirlenebileceği, gergin olabileceği, sakinleşmesi için zamana ihtiyacı olabileceği unutulmamalıdır.
4)Eve yorgun ve gergin gelen erkeğe, onun duyguları kale alınmadan hemen iş teklif edilmemeli veya isteklerde bulunulmamalıdır. Mutlaka ortamın yumuşaması için sağduyulu davranılmalıdır. Barutun üzerine ateş ile gidilemeyeceği, illa gidilecekse, su ile gidilmesi gerektiğini hepimiz biliyoruz.
5)Ve bence en önemlisi; birinci derecede fedakar- lığı erkek üstlenmelidir. İsmet beyin sol taraftaki püskülü bir fiske ile sağ tarafa alması bunu gösteriyor. Erkekler de gururlarına bir fiske vurmalı ve ailenin saadeti ve onuru için idareciliğini ortaya koymalıdır. Her seferinde kadından fedakarlık beklemek onu psikolojik olarak yıpratır ve zamanla saldırgan hale getirebilir.
Hem kaldı ki, erkek idareci değil mi? Öyle ise durumu idare eden erkek olmalıdır. Bu görevi ilahi kader böyle taktir etmiştir. Evet idarecilik sorumluluk makamıdır. Bundandır ki, bir futbol takımı başarısız olsa, teknik direktör görevden alınır. Bir okulda sorunlar yaşanırsa, müdür, ilçede sıkıntı varsa kaymakam görevden alınır. Bir evde işler yolunda gitmiyorsa, sorumlu erkektir, demekte bir beis görmüyorum. Zira erkek idarecidir. Allah bu donanımı erkeğe vermiştir. El verir ki, gururuna bir fiske vurabilsin. Unutmayalım ki, gururuna fiske vurmayan eşler, ailenin onuruna, çocukların duygularına nasıl ağır darbeler vurduklarını er geç öğreniyorlar ama ba'del harabül Basra.
Osmanlı'nın son dönemleridir. İstanbul'un tenha bir semtine, henüz yeni evlenmiş bir çift gelir, yerleşir. Mütevazı bir memur olan İsmet bey, davranışları ile mahallelinin dikkatini kısa sürede üzerine çeker. Eşi Kısmet Hanım da mahalledeki kadınlarla diyalog kurmakta gecikmez.
Artık mahalleli ile iyice kaynaşan bu yeni çiftin bazı davranışları ve halleri merakın ötesinde dikkat çeker. Bir seneyi geçtiği halde iki eş arasında ciddi bir tartışma olmadığı gibi, kimsenin dikkatini çekecek bir huzursuzluk da söz konusu olmuyor. İkinci seneleri tamamlanmıştır ama aynı hal deva etmektedir.
Merakına mağlup olan ve İsmet bey ile iyi tanışan mahalleli bir beyefendi, akşam vakti işten eve dönen İsmet Beyin yolunu keser. Kısa bir hal hatırdan sonra, hemen mevzua girer.
“Merakımı bağışlayın İsmet Bey, sormadan edemeyeceğim. İşin doğrusu sadece benim değil, bütün mahallelinin merakıdır bu.” İsmet Beyin şaşkın bakışları arasında, mahalleli Bey konuşmasına ara vermeden devam eder. “Şey yani… İki senedir evlisiniz ve her şeyiniz gözümüzün önünde cereyan ediyor. Ancak şimdiye kadar eşinizle en ufak bir tartışma, sürtüşme, çatışma yaşamadınız. Biz mi göremiyoruz, yoksa hakikaten de siz bir sorun yaşamaz mısınız?”
Ansızın böyle bir soruya muhatap olan İsmet Bey, önce tebessüm eder ve ardından: “Allah iyiliğini versin, beni korkuttun. Kötü bir haber vereceksin diye tedirgin oldum” der ve derin bir soluk aldıktan sonra devam eder:
“Madem merak etmişsiniz, anlatayım. Biz evlenmeden önce eşimle bu konuda uzun uzun konuştuk ve önemli bir karar aldık. Bu kararımız sayesinde şimdiye kadar bir sıkıntı yaşamadık ve inşallah yaşamamaya da kararlıyız” der.
Başındaki fesin püskülleri sağ tarafına sarkmış olan İsmet Beyin gözlerine dikkatle bakan mahalleli bey, önemli bir şey keşfetmiş gibi hayret içinde sorar: “Nasıl bir karar bu?”
“Basit ama azimle uygulanan bir karar,” diyen İsmet Bey, anlatmaya devam eder:
“Ben akşamları eve gelirken, sinirli, gergin, huysuz, saldırgan olursam, püskülümü fesin sol tarafına atarım. Kapıyı açan eşim, püskülü sol tarafta görünce durumu hemen anlar ve “hoş geldin bey” dedikten sonra, mutfağa geçip soframı hazırlar ve ortadan kaybolur. Mümkün mertebe benden uzak durur, bana bir iş teklif etmez ve üstüme gelmemeye dikkat eder. Şayet püskül sağ tarafta ise, tıpkı şimdi olduğu gibi, sorun yok demektir. Şüphesiz ki, sinirli, gergin ve huysuz olmak ne kadar benim hakkım ise, o kadar da Eşimin hakkıdır,” diyen İsmet bey, konuşmasına devam eder:
“Akşam eve geldiğimde, eşim benim püskülüme dikkat ettiği kadar ben de onun eteğine dikkat ederim. Eğer eteğinin sol tarafını katlayıp kemer altına sokmuşsa, işler yolunda değil demektir. Selam verdikten sonra, mutfağa gider bir şeyler hazırlar, atıştırır ve ortadan kaybolurum. Etek katlanmamış ise zaten sorun yok demektir.”
Anlatılanları merak ve hayretle dinleyenlerden biri gülerek: “Valla iyi bir çözüm bulmuşsunuz, ama bir şeyi daha merak ettim, müsaade ederseniz sormak istiyorum, buraya kadar bir anormallik yok. Ancak siz akşam eve geldiğinizde, hem püskülünüz hem de eşinizin eteği sol tarafta olursa ne yapıyorsunuz? Diye sorar.
Bu soruya önce tebessümle karşılık veren İsmet bey, ardından: “bundan daha kolay bir şey olmaz, zira ben püskülün altına bir fiske indiririm ve püskül sağ tarafa geçer. Der.
Evet dostlar, evet hanımefendiler ve beyefendiler. Ya gerçekten yaşanmış veya uzmanların zihninde yaşatılmış olan bu hikaye, eşlere, özellikle de biz beylere çok şey anlatmaktadır diye düşünüyorum.
Bu kıssadan çıkarabileceğim hisseyi maddeler halinde sıralamaya çalışacağım. Bulamadıklarımı da sizler tamamlarsınız.
1)Sorunlara çözüm bulmak istiyorsak, eşimizle oturup, samimi olarak konuşmalı ve ortak kararlar almalıyız.
2)Alınan kararları her iki taraf ta, hiçbir ayrıcalık ve imtiyaz beklemeden azim ve ısrarla uygulamalıdır.
3)İki tarafın da insan olduğu ve her zaman duygularının aynı istikamette olamayacağı bilinmeli ve karşı tarafın bu durumu anlayışla karşılanmalıdır. Bu konuda tek taraflı davranılmamalı ve her zaman bir taraftan fedakarlık beklenmemelidir. Erkek kadar, kadının da sinirlenebileceği, gergin olabileceği, sakinleşmesi için zamana ihtiyacı olabileceği unutulmamalıdır.
4)Eve yorgun ve gergin gelen erkeğe, onun duyguları kale alınmadan hemen iş teklif edilmemeli veya isteklerde bulunulmamalıdır. Mutlaka ortamın yumuşaması için sağduyulu davranılmalıdır. Barutun üzerine ateş ile gidilemeyeceği, illa gidilecekse, su ile gidilmesi gerektiğini hepimiz biliyoruz.
5)Ve bence en önemlisi; birinci derecede fedakar- lığı erkek üstlenmelidir. İsmet beyin sol taraftaki püskülü bir fiske ile sağ tarafa alması bunu gösteriyor. Erkekler de gururlarına bir fiske vurmalı ve ailenin saadeti ve onuru için idareciliğini ortaya koymalıdır. Her seferinde kadından fedakarlık beklemek onu psikolojik olarak yıpratır ve zamanla saldırgan hale getirebilir.
Hem kaldı ki, erkek idareci değil mi? Öyle ise durumu idare eden erkek olmalıdır. Bu görevi ilahi kader böyle taktir etmiştir. Evet idarecilik sorumluluk makamıdır. Bundandır ki, bir futbol takımı başarısız olsa, teknik direktör görevden alınır. Bir okulda sorunlar yaşanırsa, müdür, ilçede sıkıntı varsa kaymakam görevden alınır. Bir evde işler yolunda gitmiyorsa, sorumlu erkektir, demekte bir beis görmüyorum. Zira erkek idarecidir. Allah bu donanımı erkeğe vermiştir. El verir ki, gururuna bir fiske vurabilsin. Unutmayalım ki, gururuna fiske vurmayan eşler, ailenin onuruna, çocukların duygularına nasıl ağır darbeler vurduklarını er geç öğreniyorlar ama ba'del harabül Basra.
21 Haziran 2015 Pazar
Çocuk Büyüdü. Ama Bir Türlü Adam Olamadı !
Kadın hamile.
Bebek erkekmiş.
Aile mutlu, çok mutlu.
Bebek doğdu, pipisini amcalara gösterdi.
Amcalarda bayram sevinci.
Dünyanın en gerekli organını gördüler çünkü.
Bebek terledi, çırılçıplak soydular, evde, misafirlikte, mahallede böyle gezdi.
Bu hakka sahipti çünkü pipisi vardı.
Bebek biraz büyüdü.
Sünnet olacak.
Davullar, zurnalar, hediyeler...
Çocuk düşündü:
"Sanırım bu çok önemli bir organ.."
Çocuk bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
Üç beş güzel kız var gittikleri yerde, annesi babası dedi ki:
"Hangisini alayım oğlum sana?"
Çocuk düşündü:
"Sanırım karşı tarafa sormaksızın seçme hakkım var."
Çocuk bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
Çocuk acıktı, sofrasını varsa kız kardeşleri ve annesi hazırladı.
Yemek bitince topladılar.
Çocuk düşündü:
"Sanırım kızlar/kadınlar bana hizmet etmekle yükümlü."
Çocuk bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
Kalabalık bir yemek daveti, herkes masaya sığamayacak.
Erkekler ve yaşlılar masaya oturdu.
Çocuğu da masaya oturtturdular.
Annesi ve varsa ablaları yerde oturuyordu.
Çocuk düşündü:
"Sanırım önemli olan erkeklerin konforu."
Çocuk bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
Servis yapılacak, önce erkeklere yemek verildi, erkekler yardım etmedi.
Çocuk düşündü:
"Sanırım öncelikli olan erkeklerin karnının doyması."
Çocuk bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
Çocuğun kız arkadaşı oldu.
Bütün sülale duydu.
Herkesin ağzı kulaklarında.
Densiz bir amca:
"Neler yapacan bahim gızlaraa" dedi.
Çocuğun anne ve babası:
"Oğlumdan iyisini mi bulacak?" dediler.
Çocuk düşündü:
"Sanırım en iyisini hak eden benim ve bu yüzden kızlara rızayla ya da rızasız istediğimi yapabilirim."
Çocuk bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
Çocuk büyüdü, arkadaşlarıyla dışarı çıktı, gezdi, eğlendi.
Eve geç geldi, paşalar gibi karşılandı.
Kız kardeşi eve geç geldiği için azar işitirken, dövülürken.
Genç düşündü:
"Sanırım eve istediğim saatte girip çıkabilirim."
Genç bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
Kavga etti, ağzı burnu kan içinde.
Annesi, babası:
"Koçum benim, helal olsun" dedi.
Genç düşündü:
"Sanırım güçlüyüm ve sorunlarımı bu şekilde halledebilirim."
Genç bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
Genç büyüdü.
Ama bir türlü adam olamadı.
...
(Alıntı)
Bebek erkekmiş.
Aile mutlu, çok mutlu.
Bebek doğdu, pipisini amcalara gösterdi.
Amcalarda bayram sevinci.
Dünyanın en gerekli organını gördüler çünkü.
Bebek terledi, çırılçıplak soydular, evde, misafirlikte, mahallede böyle gezdi.
Bu hakka sahipti çünkü pipisi vardı.
Bebek biraz büyüdü.
Sünnet olacak.
Davullar, zurnalar, hediyeler...
Çocuk düşündü:
"Sanırım bu çok önemli bir organ.."
Çocuk bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
Üç beş güzel kız var gittikleri yerde, annesi babası dedi ki:
"Hangisini alayım oğlum sana?"
Çocuk düşündü:
"Sanırım karşı tarafa sormaksızın seçme hakkım var."
Çocuk bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
Çocuk acıktı, sofrasını varsa kız kardeşleri ve annesi hazırladı.
Yemek bitince topladılar.
Çocuk düşündü:
"Sanırım kızlar/kadınlar bana hizmet etmekle yükümlü."
Çocuk bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
Kalabalık bir yemek daveti, herkes masaya sığamayacak.
Erkekler ve yaşlılar masaya oturdu.
Çocuğu da masaya oturtturdular.
Annesi ve varsa ablaları yerde oturuyordu.
Çocuk düşündü:
"Sanırım önemli olan erkeklerin konforu."
Çocuk bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
Servis yapılacak, önce erkeklere yemek verildi, erkekler yardım etmedi.
Çocuk düşündü:
"Sanırım öncelikli olan erkeklerin karnının doyması."
Çocuk bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
Çocuğun kız arkadaşı oldu.
Bütün sülale duydu.
Herkesin ağzı kulaklarında.
Densiz bir amca:
"Neler yapacan bahim gızlaraa" dedi.
Çocuğun anne ve babası:
"Oğlumdan iyisini mi bulacak?" dediler.
Çocuk düşündü:
"Sanırım en iyisini hak eden benim ve bu yüzden kızlara rızayla ya da rızasız istediğimi yapabilirim."
Çocuk bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
Çocuk büyüdü, arkadaşlarıyla dışarı çıktı, gezdi, eğlendi.
Eve geç geldi, paşalar gibi karşılandı.
Kız kardeşi eve geç geldiği için azar işitirken, dövülürken.
Genç düşündü:
"Sanırım eve istediğim saatte girip çıkabilirim."
Genç bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
Kavga etti, ağzı burnu kan içinde.
Annesi, babası:
"Koçum benim, helal olsun" dedi.
Genç düşündü:
"Sanırım güçlüyüm ve sorunlarımı bu şekilde halledebilirim."
Genç bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
Genç büyüdü.
Ama bir türlü adam olamadı.
...
(Alıntı)
19 Haziran 2015 Cuma
GÜVERCİN UÇURUP PADİŞAH SEÇEN HALKA BÖYLESİ AZ BİLE"
Cumhuriyet Gazetesinden "Yedi fıkrada Demirel tarihi" bölümünden bir fıkra:
(Bilindiği gibi, 12 Eylül Darbecileri, siyasi partilerin genel başkanlarını tutuklatmış ve eleştiri yasağı getirmişti. İşte böyle bir zamanda Demirel, fıkralarla dolaylı eleştiri yapar ve çok da etkili olurdu. Aşağıda onlardan biri.)
EVEREN REFERANDUMDA YÜZDE 92 OY ALDIĞINDA:
"İki berduş kasaba meydanında avare avare dolaşırken bir kalabalığa rastlamış. Bakınırlarken, bir güvercin uçup berduşlardan birini başına konmuş. Herkes toplanmış, berduşa "Sen padişahımız olacaksın" demişler. 'Olmaz' diye ısrar etse de, inatçı kalabalıklara yenik düşmüş. Padişahlığı kabul edip arkadaşını da sadrazam yapmış. Aynı gün de başlamış zulme, boyun vurmaya, vergi salmaya. Arkadaşı, 'Yapma, halk kızacak' deyince çiçeği burnunda padişah cevap vermiş: "GÜVERCİN UÇURUP PADİŞAH SEÇEN HALKA BÖYLESİ AZ BİLE" demiş. (O gün de bugün de geçerli bir fıkra. Evir çevir oku ve yorumla.)
(Bilindiği gibi, 12 Eylül Darbecileri, siyasi partilerin genel başkanlarını tutuklatmış ve eleştiri yasağı getirmişti. İşte böyle bir zamanda Demirel, fıkralarla dolaylı eleştiri yapar ve çok da etkili olurdu. Aşağıda onlardan biri.)
EVEREN REFERANDUMDA YÜZDE 92 OY ALDIĞINDA:
"İki berduş kasaba meydanında avare avare dolaşırken bir kalabalığa rastlamış. Bakınırlarken, bir güvercin uçup berduşlardan birini başına konmuş. Herkes toplanmış, berduşa "Sen padişahımız olacaksın" demişler. 'Olmaz' diye ısrar etse de, inatçı kalabalıklara yenik düşmüş. Padişahlığı kabul edip arkadaşını da sadrazam yapmış. Aynı gün de başlamış zulme, boyun vurmaya, vergi salmaya. Arkadaşı, 'Yapma, halk kızacak' deyince çiçeği burnunda padişah cevap vermiş: "GÜVERCİN UÇURUP PADİŞAH SEÇEN HALKA BÖYLESİ AZ BİLE" demiş. (O gün de bugün de geçerli bir fıkra. Evir çevir oku ve yorumla.)
16 Haziran 2015 Salı
fuck you ne demek? fak you nedir, ne demektir, ingilizcede fak you ne demektir?
fuck you ne demek?
İngilizce bir ifade olan "fuck you" Türkçe'de; "siktir, cehenneme kadar yolun var" anlamına gelmektedir.
fuck ne demek?
*sikmek, becermek, düzmek, ilişkiye girmek, düzüşmek, içine etmek, berbat etmek
* sikme, cinsel ilişki
İngilizce bir ifade olan "fuck you" Türkçe'de; "siktir, cehenneme kadar yolun var" anlamına gelmektedir.
fuck ne demek?
*sikmek, becermek, düzmek, ilişkiye girmek, düzüşmek, içine etmek, berbat etmek
* sikme, cinsel ilişki
14 Haziran 2015 Pazar
Kiminle yaşarsan yaşa, Kalbindekiyle yaşlanırsın !
Kiminle yaşarsan yaşa, Kalbindekiyle yaşlanırsın !
Bildiğin kadar değil, bilmediğin kadar özledim seni .....
Bildiğin kadar değil, bilmediğin kadar özledim seni .....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

