Bu Blogda Ara

13 Ağustos 2014 Çarşamba

Sen de gidersin tüm gidenler gibi...

tanıyamazsın beni...bildiklerinden veya tahmin ettiklerinden değilim ben...delidir benim sol yanım ve her yanım...
ne zaman ve nerede ne yapacağım belli olmaz...aykırıdır benim yüreğim...kural dediklerini ben pek tanımam...
asidir benim sevdam...
olur olmadık bir anda özlerim ben seni...
ve hayalinle sevişirim en imkansız bir yerde...
ben dudağından değil tutar yüreğinden öperim seni...gözlerim kahverengi ama karadır benim...
kaybetmekten ve kaybedilmekten asla korkmam...
Ne kadar çok seversem o kadar çok özlerim...
merak ederim nerede ve kimlesin diye hesap bile sorarım...
Benim olanı asla vermem...
ve benim olmayana asla sahip çıkmam...
ne severken nede söverken asla utanmam...
Kırmaktan kaçarım ve kırıldığımda ses çıkarmam...ama yeri geldiğinde kırmaktan da hiç korkmam...dengesizim ne zaman ne yapacağımı ben bile kestiremem...
Sevgimden ve nefretimden ben bile korkarım...
azlarla işim olmaz sevdim mi tam ve çok severim...
sakın sevme beni sen, iyisi mi...
Nasılsa taşıyamazsın sevmeye dahi kalkışma beni...
tanıyamazsın beni...bildiklerinden veya tahmin ettiklerinden değilim ben...delidir benim sol yanım ve her yanım...
ne zaman ve nerede ne yapacağım belli olmaz...aykırıdır benim yüreğim...kural dediklerini ben pek tanımam...
asidir benim sevdam...
olur olmadık bir anda özlerim ben seni...
ve hayalinle sevişirim en imkansız bir yerde...
ben dudağından değil tutar yüreğinden öperim seni...gözlerim kahverengi ama karadır benim...
kaybetmekten ve kaybedilmekten asla korkmam...
Ne kadar çok seversem o kadar çok özlerim...
merak ederim nerede ve kimlesin diye hesap bile sorarım...
Benim olanı asla vermem...
ve benim olmayana asla sahip çıkmam...
ne severken nede söverken asla utanmam...
Kırmaktan kaçarım ve kırıldığımda ses çıkarmam...ama yeri geldiğinde kırmaktan da hiç korkmam...dengesizim ne zaman ne yapacağımı ben bile kestiremem...
Sevgimden ve nefretimden ben bile korkarım...
azlarla işim olmaz sevdim mi tam ve çok severim...
sakın sevme beni sen, iyisi mi...
Nasılsa taşıyamazsın sevmeye dahi kalkışma beni...
nasılsa sende anlayamaz ve gidersin tüm gidenler gibi... hem artık ben herkesin yerine de sevebiliyorum kendimi...
hem artık ben herkesin yerine de sevebiliyorum kendimi...

Ve artık birazda İNSANLAR BENİ KAYBETMEKTEN KORKSUNLAR istiyorum...

şimdi ne varsa geçmişimde hepsine bir nokta koyuyorum...
artık ne üstünü karalıyor, nede silmeye çalışıyorum...herkesi tamda olması gereken yerde bırakıyorum...ve bugünü doğum günüm ilan ediyorum...
artık ağlamak yok yeniden gülmeyi öğreniyorum...güneşe döndüm yüzümü gölgemi ardımda bırakıyorum...
ve ilk defa kaybetmekten korkmadan yürüyorum...
hiç bir şeyi anlamaya çalışmıyorum...
her şeyi olduğu gibi kabul ediyorum...
Olmayanlara ne ağlıyor nede sızlanıyorum..
ve kahkahalarımı beni üzenlere armağan ediyorum...hem susmayıda öğrendim artık çok konuşmuyorum...boş konuşanları kulağımla dinlemiyorum...
bu aralar pek bi kendimi seviyorum...
ve benim olmayana yolu kendim tarif ediyorum...
ve dünya bile yalan iken artık insanlara inanmıyorum...
Ve kazanamadıklarımı kaybetmektende korkmuyorum...
hiç kimsenin her şeyi hiç olmamışım dahada iyi anlıyorum...
Şimdi çok değişik bişey oldum, kendimi ben bile tanımıyorum...
Bakmadan görüyor, duymadan anlıyor ve çok şeyi bilebiliyorum...
Ve artık birazda insanlar beni kaybetmekten korksunlar istiyorum...

12 Ağustos 2014 Salı

Benim eşimin kaynanası, senin kaynananın annesi ise ben senin neyinim?

Benim eşimin kaynanası, senin kaynananın annesi ise ben senin neyin oluyorum?

tabii ki cevabı yazmadım, ben kendim bizzat uğraştım buldum, sizler de biraz beyin cimnastiği yapın ve bulun hadi bakalım tembellik yok..

11 Ağustos 2014 Pazartesi

9 Ağustos 2014 Cumartesi

Kul hakkı... Kıssadan hisse

Ebu Hureyre şöyle diyor:

Hz. Resulullah (s.a.v) (bir gün) oturdukları halde birden dişleri görülür bir şekilde güldüler. Gülmesinin sebebini sorduğumuzda şöyle buyurdular:

“Ümmetimden iki kişi gelip Allah Teala’nın huzurunda duracaklar; onlardan biri diyecek ki: “Allah’ım ! benim hakkımı ondan al!” Allah Teala buyuracak ki: “Kardeşinin hakkını ver !” Borçlu adam arz edecek ki: “Allah’ım ! Benim iyi amellerimden bir şey kalmamıştır (ona verecek dünyevi bir malım da yoktur).” Hak sahibi de diyecek ki: “Ey Rabbim! Öyleyse benim günahlarımdan yüklensin!”

Sonra Hz. Resulullah (s.a.v)’in mübarek gözlerinden yaşlar boşanarak şöyle buyurdular:

“O gün (kıyamet günü) öyle bir gündür ki insanlar, günahlarının başka bir kimseye yüklenmesine ihtiyaç duyarlar. Allah Teala hakkını isteyen kimseye şöyle buyurur: “Gözlerini çevir, cennete doğru bir bak, ne görüyorsun?” O zaman başını kaldırıp güzel nimetleri görünce hayretle; “Allah’ım ! Bunlar kimin içindir?” diyecektir.

Allah Teala- “O hakkın değerini bana veren kimse içindir.”

Hak sahibi – “O hakkın değerini kim sana ödeyebilir?”

Allah Teala - “Sen.”

Hak sahibi – “Ben nasıl ödeyebilirim?”

Allah Teala - “Ondan geçmenle (hakkını bağışlamanla).”

Hak sahibi – “Allah’ım ! Ondan geçtim.”

Daha sonra Allah Teala buyuracak ki: “Din kardeşinin elini tut, birlikte cennete gidin !”

Bu esnada Resulullah (s.a.v) buyurdular ki: “Takvalı olun, birbirinizin arasını bulun!”

Evliliğin böylesi... Kıssadan hisse

Evliliğin böylesi...

Yüzü simsiyahtı. Ama kendisi boyamamıştı ki! Kaldı ki, kalbi bembeyazdı. Buna rağmen onu basite alanlar vardı. Dedi ki:
Ya Resûlallah, yüzümün siyahlığı cennete girmeme mani midir?
Asla!
O halde beni niçin insanlar hor görüyorlar, kimse bana niçin kızını vermiyor?

Amir bin Vehebin evine git ve Resûlullah selamı var, kerimeni bana nikahlamanı emretti de.

Siyah yüzlü genç hemen adrestedir. Kızın yanında babaya selamı aynen tebliğ eder ve teklifi de açıkça anlatır.

Baba kızgın, hemen reddeder. Ancak, teklifi dinleyen kızcağız babasını ikaz eder:

Babacığım, vahiy gelir de sonra seni mahcup eder. Ne biliyorsun bu olayı Rabbimin emretmediğini? Efendimiz (sav)in o emri tebliğ buyurmadığını? Hemen git, Resûlullahtan özür dile ve beni o gence nikâhla. Resûlullahın uygun bulduğunu ben de uygun bulurum.

Kızının ikazıyla mescide koşan baba özür diler:

Söylediğinin doğru olup olmadığını bilmiyordum. Demek ki doğruymuş. Kızımı verdim. Şu anda nikahlısıdır.

Efendimizin gence emri:

Git, evini hazırla, aile oturacak şekilde döşe.

Benim ev döşeyecek tek dirhemim bile yok!..

Öyle ise Aliye, Osmana, Abdurrahman bin Avfa git. Onlar sana ikişer yüz dirhem versinler.

Uçarcasına gider. Onların her biri, emredilenden fazla yardımda bulunurlar ve sıra çarşının yolunu tutmaya gelmiştir. Bir ev hazırlamak için gerekli para elde mevcut. Hele zevcesi, ümidinin de üstünde bir azizedir âdeta

Çarşı yolunda hızla giderken kulağına bir ses gelir. Önce anlayamaz, duraklar ve nefesi kesilircesine dinler. Evet, evet yanlış anlamamıştır, doğrudur. Ses herkese ilan etmektedir:

Ey kendini Allaha asker bilen Müslümanlar!

Derhal atınıza binin, cihada yönelin. Ordu mescidin dışında beklemektedir. Siz böyle gün için varsınız dünyada! Düşman ani baskın yapacak!

Şimdi ne olacak?.. Cihada mı gitsin, evlenmeye mi?.. Yönünü hemen değiştirir, demirciler çarşısına gider. İlk işi bir kılıç, sonra bir zırh, daha sonra da bir at almak olur. Elindeki paranın hepsini de harcamıştır. Ama cihad için lazım olan silahını da tamamlamıştır

Sıçradığı atının üzerinde kuş gibi uçar, bekleyen orduya toz duman içinde karışır.

Bu genç, herhalde Bahreynden gelen biridir, derler. Ancak onun siyahlığını fark eden Resûlullah Aleyhisselam:

Sen Saad mısın? buyurur.

Evet, deyince de dua eder:

Ceddine saadetler!..

Kumlu çöllerden geçilir, tozlu yollardan gidilir ve nihayet düşmanla müthiş bir savaş başlar Herkes cesaretle ileri atılır. Ama içlerinden biri herkesten de cesaretle atılır; saldırdığı tarafın adamlarını sağa sola püskürtür. Neden sonra meydan sakinleşir, düşman kaçmış, müşrikler yok olmuşlardır. Şehitler tespit edilirken, bir ses:

Allahü Ekber! Evlenmek üzere olan Saad da şehit!

Efendimiz onun cesedi başına gelir, mahzun şekilde bakar:

Seni Havz-ı Kevserimin başında bekleyeceğim!

Bir hayret nidası daha:

Allahü Ekber!

Sonra döner, oradakilere hitap eder:

Kılıcını, mızrağını ve atını alın, kendisini gönüllü olarak isteyen kızcağıza verin. Babasına da deyin ki:

Kızını vermekte tereddüt ettiğin siyah yüzlü gence Allahü Teâla cennet hurilerini lâyık gördü!

Ve hayret nidaları birbirini takip eder:

Allahü Ekber! Allahü Ekber!..