Bu Blogda Ara

15 Nisan 2017 Cumartesi

İçine hoş da katılsa, hoşçakal kadar acıtmadı hiç bir sözcük..

İçine hoş da katılsa, hoşçakal kadar acıtmadı hiç bir sözcük...
Çünkü ayrılığın hiç bir odasında hoşça kalamadı insan....
Hep eksik, hep yarım, hep soğuktu rüzgar..

Kırdıysa sessiz kal, sessizliğinden kırıldığını anlamıyorsa onsuz kal.

Kırdıysa sessiz kal, sessizliğinden kırıldığını anlamıyorsa onsuz kal.

Hayatına fazla gün katmak senin elinde değil, fakat gününe fazla hayat katmak senin elindedir....

Hayatına fazla gün katmak senin elinde değil, fakat gününe fazla hayat katmak senin elindedir....

11 Nisan 2017 Salı

Siz Yeter ki İsteyin Rabbim Mutlaka Verecektir....!

Doğan Camii'nin Öyküsü
Rahmetli doğan amca İstanbul'da ayakkabı tamircisiydi. Her gün dükkanını açar gelen gidenin tamir işlerini yapar gönderirdi. Bu kazandığın paralarla ne yapmayı düşünüyorsun diye soran densizlere de biriktirip cami yaptıracam diye cevap veriyordu. Kazancı geçimine bile zor yeten Doğan amca cami yaptırmayı gerçekten çok istiyordu ama bunun çok zor bir hayal olduğunu da düşünmeden edemiyordu.
       Bir gece rüya gördü Doğan amca;
Rüyasında biri dediki: Sen en kısa zamanda atına bin, kabeye git orda filan yerde siyah üzüm ağacı var o ağaçtan üç habbe üzüm koparıp ye... ye ama parasını da mutlaka öde.
       Bu rüyadan sonra Doğan amca atına biner kabeye gider tıpkı rüyasında denildiği yerde üzüm ağacını bulur sahibini arar sorar. Sonunda onu da bulur ve onun izniyle ordan üç habbe üzüm koparıp yer, sonrasında parasını ödemek ister. Yahu nolacak üç habbe üzümden ödesen ne olur, ödemesen ne olur diye üzümün sahibi helal eder fakat Doğan amcanın ısrarı üzerine neden illa ödemek istiyorsun helal ettim ya işte der.
       Bunun üzerine Doğan amca mecbur kalır rüyasını anlatmaya.
Rüyasını anlattıktan sonra üzümcünün söyledikleri ilginçtir. Yahu git işine bir rüya üzerine kalkıp taaa İstanbullardan buraya üzüm yemeye mi gelinir. Ben de geçen gün bir rüya gördüm:
Rüyamda bana birisi dedi ki. İstanbulda falan yerde eski bir ev var onun altında küpler dolusu altın var git orayı kazıp o altınları al diyordu. Şimdi ben de kalkıp İstanbula mı gideyim diye cevap verir. İşte tam o anda Doğan amca istediğine kavuşmuş olduğunu düşünür ve hiç bişey demeden atına atlar evinin yolunu tutar. Çünkü üzümcünün rüyasında gördüğü ev Doğan amcanın evidir. Gelir altınları çıkarır ve hep hayalini kurduğu camiyi yaptırır ve kendi adını koyar.
Bu cami şu anda İstanbul Şehremini mahallesinde bulunan Doağan Camiidir.


6 Nisan 2017 Perşembe

Eşeğini Kaybeden Köylü ve Cuma Namazı

Adamın biri bir gün eşeğine buğday yükleyerek değirmene varır. Eşeğin sırtındaki buğday çuvallarını indirir indirmez eşek kaçar ve kaybolur. Adam eşeğin peşine düşerek aramaya koyulsa Cuma namazını kaçıracaktır.

Tam bu sıkışık anda adamın tarla komşusu çıkagelir ve der ki, “Bugün sulama sırası senindir; hemen git; nöbetini kullanarak toprağına su ver. Sıranı kaçırırsan bir daha nöbet sana gelinceye kadar tarlanı sulayamazsın.” Adam, Cuma namazını kaçırmamak için kaybolmuş eşeğini aramaktan vaz geçmişken bu defa da başına tarla sulama derdi çıkar. Dünyalık geçim bakımından işlerin her ikisi de biri birinden mühimdir. Eşeğin peşine düşmezse hayvancağız tamamen kaybolabilir; ya da canavarların birine yem olur. Halbuki köylü eşeksiz geçinemez. Öteye beriye yüklerini kim taşıyacak ve neyin sırtına binerek yolculuğa çıkacak?

Tarla, zamanında ve düzgün aralıklarla sulanmadığı taktirde o yılki ekinler ya noksan olur. Ya da hiç olmaz. Bu da bir köylü için bütün ev halkının o yıl açlıkla karşı karşıya kalması demektir. Ayrıca buğday çuvalları da değirmende kalmaktadır. Adamın sırasını bekleyip ekini öğütmesi ve onu evine götürmesi lazımdır ki karısı öğle yemeğine ekmek pişirebilsin.

Adam işlerin hangisine koşayım diye düşünüp dururken Cuma namazının vakti gelip çatar. Hemen hatırına varlıkların biricik sahibi Allah’ın kesin emri gelir. “Cuma ezanı okunduğu zaman, dünyalık işlerinizi bırakarak Allah’a ibadet etmeye koşunuz. Cumadan çıktıktan sonra işlerinize dağılarak helal yollardan geçiminizin peşine düşünüz.” Adam şöyle düşünür: “Az sonra yüce Allah’ın kesin emri beni ibadet yerine çağıracaktır. Şu anda kafamı yoran dünyalık nimetlerle birlikte daha nice nimeti bana veren O değil midir? Üstün ve ortaksız bir gücün sahibi olarak, O verdiği nimetleri istediği anda geri alıp kulu çaresizlik içinde çırıl çıplak bırakacağı gibi elden kaçar gibi olan nimetleri tekrar kulunun eline ve emrine veremez mi? O halde tamam, herşey ne olursa olsun; ben Cuma namazına gidiyorum.” Bu kesin karardan sonra saydığımız bütün sıkışık işlerini yüzüstü bırakarak camiye koşar. Dünya işlerinin kafa yoran düşüncelerinden sıyrılarak Allah’ın evine gider.

Hatibin okuduğu hutbeyi can kulağıyla dinlerken, hafta içinde yaptığı günahları bir bir aklından geçirir; daha önceki Cuma namazından çıkarken artık günah işlemiyeceğine gönülden söz verdiği halde sözünü tutamıyarak yaptığı dine aykırı hareketlerden ötürü yüreğinde derin bir pişmanlık duyar. Esirgeyen ve bağışlayan Allah’dan, her adımını O’nun emrine uygun şekilde atamadığı için samimi bir utanç duyar.

Pişmanlık ve utancının manevi gözyaşları ile gönlünü karartan günah pasları silinir. Kalbinin bir hafta önceki o tatlı rahatlığa ve Allah (c.c.) huzurunda teslim olmuşluğa tekrar büründüğünü hisseder ve sevinir. Fakat bu sevincin yanında “ya ibadetlerimi yüce Allah (c.c.) kabul etmezse; ya farkında olmadan ağır şekilde Allah’ı gücendirecek bir günah işliyor ve Allah’ın yaygın esirgeciliğini kendimden uzaklaştırıyorsam“ diye içinde bir korku ve endişenin kıpırdadığı duyar. Sonra aklında gelir ki iyi bir mü’min zaten her an Allah’ın rahmetine güvenecek hem de O’nun korkusunu hiçbir an gönlünden çıkarmıyacak, bu iki duyguyu aynı anda taşıyarak kendini yolun doğrusu üzerinde tutacaktır.

O halde bu korkulu ve aynı zamanda ümitli hali temiz bir mü’minin özlenen halidir. Sağlam bir mü’mine yakışır duygu ve düşünceler taşıdığına ayrıca sevinir. Allah’ın öz evinde O’na bağlılıkların en samimisini sunarak Cuma namazını kıldıktan ve arınmış bir gönülle ibadet evinden çıktıktan sonra adam, evine varır.

Bir de ne görsün!… Namazdan önce kafasını yoran ve neredeyse Cumayı kaçırmasına sebep olmak üzere bulunan bütün işler, adeta kendiliğinden oluvermiştir. Eşeği eve dönmüş, buğday öğütülmüş, tarlası da sulanmıştır. Yemek pişirip taze ekmek hazırlayan karısı sofrayı kurmuş kocasının camiden dönmesini beklemekteydi. Karısına “bu işler nasıl yoluna girdiğinden dolayı içinde katmerli sevinç duyar, ve karısı olanları anlatır; adamın birisi değirmene gitmişti, kendisinin sanarak bizim buğdayları öğütmüş, çuvalları evine getirince yanlışlık yaptığını anlamış ve bize göndermiş. Eşek az önce kendiliğinden dönerek eve geldi. Komşunun tarlasını doldurup taşan su, bizim tarlaya akarak toprağımızı sulamış ve işte işler gördüğün gibi yoluna girmiş.”

Adam bir yandan Allah’a karşı, mü’min kalabalığı ile birlikte samimi kullak borcunu yerine getirip gönül rahatlığına kavuştuğundan ötürü öte yandan namaz öncesi canını sıkan işler, zincirlemesine kendiliğinden yoluna girdiğinden dolayı ayrıca katmerli sevinç duyar, kullarının her işini yoluna koyan yüce Allah’a şükürler ederek karısı ve çoluk çocuğu ile birlikte sofraya oturur.

Yüce Allah (c.c.) hepimizi dünyalık işleri uğruna dini vazifelerini ihmal etmemeyi beceren ve böylelikle her iki dünyada mes’ut olan kullarından eylesin, amin!…

Uçabildiğini kimseye söyleme sakın!

Uçabildiğini kimseye söyleme sakın!
Öyle bir inanmazlar ki, düşersin ;)

Karda yürüyüp izini belli etmeyenler sıkıldınız mı? Hadi yine iyisiniz bahar geldi, artık saman altından su yürütme zamanı

Karda yürüyüp izini belli etmeyenler sıkıldınız mı? Hadi yine iyisiniz bahar geldi, artık saman altından su yürütme zamanı