Bu Blogda Ara

16 Haziran 2017 Cuma

'aşka uçmadıktan sonra kanat neye yarar ?

iranlı bir şair der ki : ''aşka uçma kanatların yanar.'' ,
Mevlana der ki : ''aşka uçmadıktan sonra kanat neye yarar ?
Yunus Emre der ki : ''aşka uçtuktan sonra kanadı kim arar.."

3 Haziran 2017 Cumartesi

Yürekleri boylarından uzun kadınlar vardır.

Yürekleri boylarından uzun kadınlar vardır. Konuşunca dünyanın rengini değiştirecek kadar mağrur ve bir o kadar da mahzun. İşte o kadınlardan korkun. Konuşunca değil, içine bağırdığında korkun!

Bazı kadınların o şen kahkahalarının altında gizlidir en derin hüzünler.

Bazı kadınların o şen kahkahalarının altında gizlidir en derin hüzünler.
Gülmeleri herşeyin yolunda olduğunun değil, artık umursamaz olduklarının, yanlızlıkları, kimseyi istemediklerinden değil, artık kimseye inanamaz olduklarının ve gözlerinin uzaklara dalıp gitmeleri de suskun olduklarından değil, şu yalan dünyayı anlamaz olduklarının bir işaretidir.
Çünkü onlar; hayalleriyle değil,tecrübeleriyle yaşamayı öğrenmişlerdir artık.

17 Mayıs 2017 Çarşamba

HAMALIN DUASI

HAMALIN DUASI
Rızkını sırtında ağır yük taşıyarak kazanan hamalın biri namazlarında dâima:
— Yâ Rabbi, bana ne vereceksen hayırlısını ver, bir ekmek de olsa hayırlısından ihsan eyle, diye dua ediyor­muş.
Adamın hep aynı duayı tekrarlaması, yanındakilerin dikkatini çekmiş. Nihayet biri, bir gün sormadan edeme­miş: — Kardeşim, sen her namazdan sonra duada:
" Yâ Rabbi, bana ne vereceksen hayırlısını ver, bir ek­mek de olsa yine hayırlısından ihsan eyle" diye yalvarıyorsun. Ekmeğin hayırsızı da mı olur ki?
Hamal cevap vermiş:
— Birader, benim başıma geleni bir bilsen sen de aynı duayı tekrarlamaktan kendini alamazsın. Yanındakiler iyice meraklanmışlar:
— Neymiş başına gelen, anlat da biz de duyalım. Hamal, bakın, başıma ne geldi, diyerek başlamış anlatmaya:
— Ben ekmeğini sırtındaki ağır yüklerin altında inle­yerek kazanan bir insanım. Bir gün yine bir yokuş yuka­rı sırtımda ağır yükle çıkarken fena halde yorulduğum­dan sırtımdaki yükü yere indirdim. Alnımdan damlayan terleri silerken içimden bir feryad koptu, dedim ki: "Hey yâ Rabbi, yediğim ekmeği bana ne kadar da zor veriyor­sun. Ne olur, bu bir ekmeği şöyle oturduğum yerden ka­zanmayı ihsan eylesen de, böyle kan ter içinde kalmasam.
Tam bu dua ağzımdan çıkar çıkmaz, birden karşımda iki kişinin sille tokat dövüştüklerini gördüm. Dayanama­dım, aralarına girip ayırırken birinden yediğim bir yum­rukla yüzüm kan revan içinde kaldı, tşte o sırada gelen polisler, beni de kavgacılardan biri zannederek doğruca hapse attılar. Mahkemeye çıkıncaya kadar yattığım ha­piste her gün bana ekmek veriliyordu. Sırtüstü yattığım yerde ayağıma gelen bu ekmeği sıkıntı ve üzüntüden yiyemiyordum. Kendi kendime diyordum ki, işte ne sırtın­da yük taşıyorsun, ne de alnından öyle soğuk terler akı­yor. Sana oturduğun yerde bedavadan gelen ekmek. Zevkle yesen ya.. Ne var ki, dısarda çalışarak alın teriyle kazandığım o ekmek, hapiste ayağıma gelen bu bedava ekmekten çok daha huzur verici ve lezzetliydi. O zaman anladım ki, ben yanlış dua etmişim. Oturduğum yerden bir ekmek ver demişim, ama hayırlısından ver dememi­şim. İşte o günden bu yana dualarımda isteğimi değiştir­dim. Rabbimden zahmetli de olsa hayırlısını, huzurlusu­nu vermesini niyaz ediyorum.

İnsan Diyorum , Nasibinden bir adım uzağa gidemeyeceğini bildiği halde Neden üzülüyor?

İnsan Diyorum ,
Nasibinden bir adım uzağa gidemeyeceğini bildiği halde
Neden üzülüyor?

Hayal Kırıklığı

Hayat çoğu zaman 'acaba' ihtimalinin verdiği heyecanla 'yine mi' hissinin yarattığı hayal kırıklığı arasında yaşanan gel gitten ibarettir.

6 Mayıs 2017 Cumartesi

Yol Parası ÖYKÜ

Hastane Tıklım Tıklımdır. Yaşlı Kadın İçeri Girer, Doktor Hanım Teyzeyi Muayene Eder; Fakat Hastalığından Emin Olamaz. Kadına Dönüp:
-"Teyze Şu Şu Tahlilleri Yaptır Gel, Der."
Yaşlı Kadın Başını Öne Eğer. Doktor, Yaşlı Kadının Duymadığını Düşünerek Tekrar Söyler. Yaşlı Kadın Başını Yerden Kaldırarak, Ağlamaya Hazır Gözlerle:
-"Kızım, Benim Köye Dönecek Param Yok, Tahlilleri Nasıl Yaptırayım?" Der.
Doktorun Yapacak Bir Sürü İşi Olmasına Rağmen, Bırakır İşini, Tutar Teyzenin Elinden Koridor Koridor Dolaştırıp Tahlilleri Yaptırır. Tahlillerin Sonucunda Doktor Hastalığı Belirler, Gerekli İlaçları Da Alıp Teyzeye Verir. Yaşlı Kadın Tam Odadan Çıkacakken, Doktor Hanımın Aklına "YOL PARASI" Gelir Ve Teyzeye Köye Gitmesine Hayli Hayli Yetecek Para Uzatır. Yaşlı Kadın Önce Almak İstemese De Daha Sonra 'Mecburiyetten' Parayı Alır. Sonra:
-"Allah Senden Razı Olsun Kızım. Köye Nasıl Döneceğim Diye Kara Kara Düşünüyordum, Çok Sağol" Diyerek Odadan Çıkar.
Aradan Bir Saat Kadar Bir Süre Geçer. Doktor Bakar Ki Yaşlı Teyze Kan Ter İçinde, Kalabalığı Yarmış, Oflaya Puflaya Geliyor. Doktor Şaşırmış Bir Halde "Herhalde Giderken Bir Şey Unuttu" Diye Düşünür Ve:
-"Ne Oldu Teyze" Diye Sorar.
Teyzenin Yüzünde Kocaman Bir Gülümseme Vardır Bu Sefer:
-"Kızım Ben Anayola Çıkınca Bir Köylüme Rastladım. Meğer O, Minibüsle Zaten Köye Dönüyormuş. Beni Köye O Götürecek; Sen Al Paranı!.."

15 Nisan 2017 Cumartesi

İçine hoş da katılsa, hoşçakal kadar acıtmadı hiç bir sözcük..

İçine hoş da katılsa, hoşçakal kadar acıtmadı hiç bir sözcük...
Çünkü ayrılığın hiç bir odasında hoşça kalamadı insan....
Hep eksik, hep yarım, hep soğuktu rüzgar..

Kırdıysa sessiz kal, sessizliğinden kırıldığını anlamıyorsa onsuz kal.

Kırdıysa sessiz kal, sessizliğinden kırıldığını anlamıyorsa onsuz kal.

Hayatına fazla gün katmak senin elinde değil, fakat gününe fazla hayat katmak senin elindedir....

Hayatına fazla gün katmak senin elinde değil, fakat gününe fazla hayat katmak senin elindedir....

11 Nisan 2017 Salı

Siz Yeter ki İsteyin Rabbim Mutlaka Verecektir....!

Doğan Camii'nin Öyküsü
Rahmetli doğan amca İstanbul'da ayakkabı tamircisiydi. Her gün dükkanını açar gelen gidenin tamir işlerini yapar gönderirdi. Bu kazandığın paralarla ne yapmayı düşünüyorsun diye soran densizlere de biriktirip cami yaptıracam diye cevap veriyordu. Kazancı geçimine bile zor yeten Doğan amca cami yaptırmayı gerçekten çok istiyordu ama bunun çok zor bir hayal olduğunu da düşünmeden edemiyordu.
       Bir gece rüya gördü Doğan amca;
Rüyasında biri dediki: Sen en kısa zamanda atına bin, kabeye git orda filan yerde siyah üzüm ağacı var o ağaçtan üç habbe üzüm koparıp ye... ye ama parasını da mutlaka öde.
       Bu rüyadan sonra Doğan amca atına biner kabeye gider tıpkı rüyasında denildiği yerde üzüm ağacını bulur sahibini arar sorar. Sonunda onu da bulur ve onun izniyle ordan üç habbe üzüm koparıp yer, sonrasında parasını ödemek ister. Yahu nolacak üç habbe üzümden ödesen ne olur, ödemesen ne olur diye üzümün sahibi helal eder fakat Doğan amcanın ısrarı üzerine neden illa ödemek istiyorsun helal ettim ya işte der.
       Bunun üzerine Doğan amca mecbur kalır rüyasını anlatmaya.
Rüyasını anlattıktan sonra üzümcünün söyledikleri ilginçtir. Yahu git işine bir rüya üzerine kalkıp taaa İstanbullardan buraya üzüm yemeye mi gelinir. Ben de geçen gün bir rüya gördüm:
Rüyamda bana birisi dedi ki. İstanbulda falan yerde eski bir ev var onun altında küpler dolusu altın var git orayı kazıp o altınları al diyordu. Şimdi ben de kalkıp İstanbula mı gideyim diye cevap verir. İşte tam o anda Doğan amca istediğine kavuşmuş olduğunu düşünür ve hiç bişey demeden atına atlar evinin yolunu tutar. Çünkü üzümcünün rüyasında gördüğü ev Doğan amcanın evidir. Gelir altınları çıkarır ve hep hayalini kurduğu camiyi yaptırır ve kendi adını koyar.
Bu cami şu anda İstanbul Şehremini mahallesinde bulunan Doağan Camiidir.


6 Nisan 2017 Perşembe

Eşeğini Kaybeden Köylü ve Cuma Namazı

Adamın biri bir gün eşeğine buğday yükleyerek değirmene varır. Eşeğin sırtındaki buğday çuvallarını indirir indirmez eşek kaçar ve kaybolur. Adam eşeğin peşine düşerek aramaya koyulsa Cuma namazını kaçıracaktır.

Tam bu sıkışık anda adamın tarla komşusu çıkagelir ve der ki, “Bugün sulama sırası senindir; hemen git; nöbetini kullanarak toprağına su ver. Sıranı kaçırırsan bir daha nöbet sana gelinceye kadar tarlanı sulayamazsın.” Adam, Cuma namazını kaçırmamak için kaybolmuş eşeğini aramaktan vaz geçmişken bu defa da başına tarla sulama derdi çıkar. Dünyalık geçim bakımından işlerin her ikisi de biri birinden mühimdir. Eşeğin peşine düşmezse hayvancağız tamamen kaybolabilir; ya da canavarların birine yem olur. Halbuki köylü eşeksiz geçinemez. Öteye beriye yüklerini kim taşıyacak ve neyin sırtına binerek yolculuğa çıkacak?

Tarla, zamanında ve düzgün aralıklarla sulanmadığı taktirde o yılki ekinler ya noksan olur. Ya da hiç olmaz. Bu da bir köylü için bütün ev halkının o yıl açlıkla karşı karşıya kalması demektir. Ayrıca buğday çuvalları da değirmende kalmaktadır. Adamın sırasını bekleyip ekini öğütmesi ve onu evine götürmesi lazımdır ki karısı öğle yemeğine ekmek pişirebilsin.

Adam işlerin hangisine koşayım diye düşünüp dururken Cuma namazının vakti gelip çatar. Hemen hatırına varlıkların biricik sahibi Allah’ın kesin emri gelir. “Cuma ezanı okunduğu zaman, dünyalık işlerinizi bırakarak Allah’a ibadet etmeye koşunuz. Cumadan çıktıktan sonra işlerinize dağılarak helal yollardan geçiminizin peşine düşünüz.” Adam şöyle düşünür: “Az sonra yüce Allah’ın kesin emri beni ibadet yerine çağıracaktır. Şu anda kafamı yoran dünyalık nimetlerle birlikte daha nice nimeti bana veren O değil midir? Üstün ve ortaksız bir gücün sahibi olarak, O verdiği nimetleri istediği anda geri alıp kulu çaresizlik içinde çırıl çıplak bırakacağı gibi elden kaçar gibi olan nimetleri tekrar kulunun eline ve emrine veremez mi? O halde tamam, herşey ne olursa olsun; ben Cuma namazına gidiyorum.” Bu kesin karardan sonra saydığımız bütün sıkışık işlerini yüzüstü bırakarak camiye koşar. Dünya işlerinin kafa yoran düşüncelerinden sıyrılarak Allah’ın evine gider.

Hatibin okuduğu hutbeyi can kulağıyla dinlerken, hafta içinde yaptığı günahları bir bir aklından geçirir; daha önceki Cuma namazından çıkarken artık günah işlemiyeceğine gönülden söz verdiği halde sözünü tutamıyarak yaptığı dine aykırı hareketlerden ötürü yüreğinde derin bir pişmanlık duyar. Esirgeyen ve bağışlayan Allah’dan, her adımını O’nun emrine uygun şekilde atamadığı için samimi bir utanç duyar.

Pişmanlık ve utancının manevi gözyaşları ile gönlünü karartan günah pasları silinir. Kalbinin bir hafta önceki o tatlı rahatlığa ve Allah (c.c.) huzurunda teslim olmuşluğa tekrar büründüğünü hisseder ve sevinir. Fakat bu sevincin yanında “ya ibadetlerimi yüce Allah (c.c.) kabul etmezse; ya farkında olmadan ağır şekilde Allah’ı gücendirecek bir günah işliyor ve Allah’ın yaygın esirgeciliğini kendimden uzaklaştırıyorsam“ diye içinde bir korku ve endişenin kıpırdadığı duyar. Sonra aklında gelir ki iyi bir mü’min zaten her an Allah’ın rahmetine güvenecek hem de O’nun korkusunu hiçbir an gönlünden çıkarmıyacak, bu iki duyguyu aynı anda taşıyarak kendini yolun doğrusu üzerinde tutacaktır.

O halde bu korkulu ve aynı zamanda ümitli hali temiz bir mü’minin özlenen halidir. Sağlam bir mü’mine yakışır duygu ve düşünceler taşıdığına ayrıca sevinir. Allah’ın öz evinde O’na bağlılıkların en samimisini sunarak Cuma namazını kıldıktan ve arınmış bir gönülle ibadet evinden çıktıktan sonra adam, evine varır.

Bir de ne görsün!… Namazdan önce kafasını yoran ve neredeyse Cumayı kaçırmasına sebep olmak üzere bulunan bütün işler, adeta kendiliğinden oluvermiştir. Eşeği eve dönmüş, buğday öğütülmüş, tarlası da sulanmıştır. Yemek pişirip taze ekmek hazırlayan karısı sofrayı kurmuş kocasının camiden dönmesini beklemekteydi. Karısına “bu işler nasıl yoluna girdiğinden dolayı içinde katmerli sevinç duyar, ve karısı olanları anlatır; adamın birisi değirmene gitmişti, kendisinin sanarak bizim buğdayları öğütmüş, çuvalları evine getirince yanlışlık yaptığını anlamış ve bize göndermiş. Eşek az önce kendiliğinden dönerek eve geldi. Komşunun tarlasını doldurup taşan su, bizim tarlaya akarak toprağımızı sulamış ve işte işler gördüğün gibi yoluna girmiş.”

Adam bir yandan Allah’a karşı, mü’min kalabalığı ile birlikte samimi kullak borcunu yerine getirip gönül rahatlığına kavuştuğundan ötürü öte yandan namaz öncesi canını sıkan işler, zincirlemesine kendiliğinden yoluna girdiğinden dolayı ayrıca katmerli sevinç duyar, kullarının her işini yoluna koyan yüce Allah’a şükürler ederek karısı ve çoluk çocuğu ile birlikte sofraya oturur.

Yüce Allah (c.c.) hepimizi dünyalık işleri uğruna dini vazifelerini ihmal etmemeyi beceren ve böylelikle her iki dünyada mes’ut olan kullarından eylesin, amin!…

Uçabildiğini kimseye söyleme sakın!

Uçabildiğini kimseye söyleme sakın!
Öyle bir inanmazlar ki, düşersin ;)

Karda yürüyüp izini belli etmeyenler sıkıldınız mı? Hadi yine iyisiniz bahar geldi, artık saman altından su yürütme zamanı

Karda yürüyüp izini belli etmeyenler sıkıldınız mı? Hadi yine iyisiniz bahar geldi, artık saman altından su yürütme zamanı

2 Nisan 2017 Pazar

sustuysam Allaha bırakmışımdır.

sustuysam Allaha bırakmışımdır.

Yaramızı farkeden tuzluğunu alıp geliyor çok şükür

Yaramızı farkeden tuzluğunu alıp geliyor çok şükür.

‘Dışındaki hava karardığında, içindeki ışığı aç.

‘Dışındaki hava karardığında, içindeki ışığı aç.
Azimli insanın güneşi içinden doğar!…“
Azimdeyiz, sabirdayiz, o bahar buraya gelecek
Hepimiz için güzel bi hafta sonu olsun

Yaşam; bir çiçeğin.. Sabırsız bekleyişidir.. Bir kerecik görebilmek için güneşi..

Yaşam; bir çiçeğin..
Sabırsız bekleyişidir..
Bir kerecik görebilmek için güneşi..

Hasetliğin böylesi görülmemiş...

Hasetliğin böylesi görülmemiş...
Allah CC. bir gün bir kuluna bir lütufta bulunmuş ve demiş ki: Dile benden ne dilersen . Yalnız ne dilersen verecem ama komşuna iki katını verecem demiş. Adam düşünmüş düşünmüş:Ben ev istesem bana bir ona iki tane vercek olmaz. Araba istesem yine bana bir ona iki tane verecek o da olmaz. Eee biraz daha düşünmüş ve nihayet kararını vermiş allahım benim bir gözümü kör et demiş

İnsana en büyük katkı ya yüreğini besleyenlerden ya da yüreğini dağlayanlardan gelirmiş.

İnsana en büyük katkı ya yüreğini besleyenlerden ya da yüreğini dağlayanlardan gelirmiş.

Zenginlik; para pul mal mülk şan şöhret değildir be gafil

Zenginlik; para pul mal mülk şan şöhret değildir be gafil.... zenginlik; varlığından mutluluk duyduğun her şeydir. Anne gibi, baba gibi, kardeş gibi sağlık gibi evlat gibi, sıcak bir yuva gibi

Gel de Gülme :D

Beykoz da "çeşmeye su almaya gidiyorum" diyerek evden çıkan 18 yaşındaki genç kız Esenler otogarında Çeşme otobüsüne binmek üzereyken bulundu.
Kızını döverek hastanelik eden baba:
- Bu kız geçen yaz da "Bodruma kömür almaya iniyorum diyerek sevgilisiyle Bodruma tatile gitmişti. Ama bu defa yutturamadı dedi. :D

Küçümseme kimseyi. Nokta da küçüktür ama bitirir cümleyi

Küçümseme kimseyi. Nokta da küçüktür ama bitirir cümleyi

Kadın olmak; Hacer olmaktı...

Kadın olmak;
Hacer olmaktı...
Issız çöllerde bir çift nemli göz olup,
İlmik ilmik boğazında düğümlenen kelimeleri bir türlü telaffuz edememekti...
Kadın olmak;
Asiye olmak.. Musalara kucak açmaktı...
Sonra bağrından kopup nura çağıran yiğidine en evvel inanmaktı...
Velev ki Firavunlarun zulmü yeryüzünü kaplasa da...
Kadın olmak;
Gönül tezgahında nakış nakış erdemi dokumak...
Kemal minberinde Meryemce hayayı okumak...
Meryem'in iffetini yüreğinde taşımak...
İman ve irfan ikliminin en hoş esintileriyle ruhları okşamaktı...
Ve dahi kadın olmak Meryem olmaktı...
Kadın olmak;
Hatice olmaktı,
Ve vefa tezgahında teslimiyet dokumaktı...
Ve giderken ardında,
Yokluğunda hüznü yaşayan buğulu gözler,
Müteessir yürekler bırakmakti.
Kadın olmak;
Aişece ilme vurulmak,
Fatımaca yiğitler doğurmak,
Zeynepçe hüzne boğulmaktı...
Kadın olmak;
Yağmur yüklü bir bulut olup,
Göz pınarından süzülen her damla yaşla,
Körelmiş yüreklere Rahman'ın rahmetini mujdelemekti. ...

Karısının yaptığı tereyağını bakkala götürüp satıyordu!.. Sonra bakın neler oldu...

Yaşlı adamın eşi evde tereyağ yapıyordu.Kocası ise hergün yakınlarındaki bakkala götürüp satıyor,onunla geçiniyorlardı.
Bakkal,adamın getirdiği tereyağını hiç tartmıyordu. Ancak birgün acaba dedi,adam gittikten sonra tereyağını tartıya koydu..
900 gram olduğunu görünce çok öfkelendi ve yarın geldiğinde bunun hesabını sorar bir daha da ondan alışveriş yapmam dedi.
Ertesi sabah yaşlı adam elinde tereyağıyla içeri girdi,bakkal sert bakışlarıyla bir daha senden tereyağı almayacağım dedi.
Yaşlı adam üzülerek; Efendim bir yanlışım mı oldu dedi.
Bakkal,efendi senin bana getirdiğin tereyağını tarttım 900 gram geldi ayıp değil mi bu yaptığın dedi.
Yaşlı adam utanarak başını öne eğdi ve; -Efendim bizim terazimiz yok,sizden bir kilo şeker almıştık onu tartı olarak kullanıyoruz dedi.?
Bakkal utancından ne yapacağını şaşırdı.

Kartala sordular yere düşmek gibi bir korkun varmı? Kartal güldü ve dedi ki: - Ben yükselince havalara girmem, zirvedeyken gözüm hep aşağıdadır

Kartala sordular yere düşmek gibi bir korkun varmı?
Kartal güldü ve dedi ki:
- Ben yükselince havalara girmem, zirvedeyken gözüm hep aşağıdadır

Diyorum ki: İzdivaç programları kalksın onun yerine iş ve işçi bulma programları konulsun siz ne dersiniz.

Diyorum ki: İzdivaç programları kalksın onun yerine iş ve işçi bulma programları konulsun
siz ne dersiniz.

Hitap, muhataba biçilen kıymettir.

Hitap, muhataba biçilen kıymettir.

"..bırak hakikat incitsin seni, bir yalan avutacağına..."

"..bırak
hakikat incitsin seni,
bir yalan avutacağına..."

Demir tava gelir kömür biter, akıl başa gelir ömür biter....

Demir tava gelir kömür biter, akıl başa gelir ömür biter....

Güzel bir gülüş, karanlık bir eve giren, güneş ışığına benzer.

Güzel bir gülüş, karanlık bir eve giren, güneş ışığına benzer.

Düşman diyorum kör nişancıdır da, dost sanılan düşmanlar var bir de onlar iyi bilir nerden vuracağını

Düşman diyorum kör nişancıdır da, dost sanılan düşmanlar var bir de ;) onlar iyi bilir nerden vuracağını
Dost görünen düşmanlardan korusun bizi rabbim...

Siz siz olun, hiçbir şey için “son” demeyin. Neyin gerçekten “son” olduğunu bilemezsiniz

Siz siz olun, hiçbir şey için “son” demeyin.
Neyin gerçekten “son” olduğunu bilemezsiniz.
Hayat bazen, sonuncuyu çoktan yaşatmıştır size,
esaslı bir finali bile çok görür.
Bazense “Bir daha olmaz” zannettiğiniz şey,
ummadık anda karşınıza çıkarıverir.
En iyisi,
her şarkıya son kez dinler gibi kulak vermek,
her baharı bir dahakini göremeyecekmiş gibi içine çekmek,
her dostla, ana babayla son buluşmaymış gibi sımsıcak kucaklaşabilmek,
her aşkı en sonuncuymuş gibi doyasıya yaşayabilmektir..

Kanatları varmış kalbin... Sevilince uçar, kırılınca göçermiş

Kanatları varmış kalbin... Sevilince uçar, kırılınca göçermiş  
Kalplerimiz hep uçsun inşallah mutlu akşamlar.

"Aç" gözlü olana, ekmek arası dünyaları versende doymaz ah eder.

"Aç" gözlü olana, ekmek arası dünyaları versende doymaz ah eder.
"Aşk" gözlü olana iki kelam arası bir gülüş sarıp versen, Elhamdülillah der..
Aç gözlü olmayalım aşk gözlü olalım canlar

Kırk Tilki

Yaptığınız kötülüklere karşılık vermiyoruz diye bizi aptal yerine koymayın. Zira sizin kafanızdaki kırk tilki bizim kafamızdaki bir topal tavşanı yakalayamaz

Bana yalan söyleyenlere kızmıyorum yeter ki inandırsınlar. Sanata saygım sonsuz

Bana yalan söyleyenlere kızmıyorum yeter ki inandırsınlar. Sanata saygım sonsuz

13 Mart 2017 Pazartesi

8 Mart 2017 Çarşamba

Herkesin işine geldiği kadar varmışım

Herkesin işine geldiği kadar varmışım,ötesi kımsede yokmuşum.istiyeni güneş gibi ısıtmışım da, bi kendime kara bulutmuşum... gündüzleri hayatla, geceleri kendi yalnızlığımla boğulmuşum. sırtını dönmüş yanımda var bildiklerim,hüznüme sarılıp uyumuşum.dilime sağır olanlardan,yüreğime ağır gelenlerden yorulmuşum. adına dünya demiş sabredişim.
bir parça huzur isterken şu hayatta. bin parçaya bölünüp içinde kaybolmuşum..

5 Şubat 2017 Pazar

Kimi gözler, Bir acı taşır içinde. Dokunsan ağlayacak, Ağlasan, Susacak...

Kimi gözler, Bir acı taşır içinde. Dokunsan ağlayacak, Ağlasan, Susacak...
Kimi gözler, Bir hasret taşır içinde. Sarılsan geçecek, Konuşsan gülecek...
Kimi gözler, Bir dost arar sahiplenecek bir yürekte, Konuştukça dinleyecek, Sustukça hissedecek..!

29 Ocak 2017 Pazar

Hiç mi geçmez mevsim sende be adam hepp mi baharsin

Hiç mi geçmez mevsim sende be adam hepp mi baharsin hep mi huzur kokarsin yillanmaz mi hiç bakişlarin bu kadar mii yakişir adam kelimesinin yanina adın...

Bir hüznün icindeyim... Dallarim kirilgan içli bir türkü söyler...

Bir hüznün icindeyim...
Dallarim kirilgan içli bir türkü söyler...
Saçlarimin rengi solmuş, küskün kaktüsler....
Sonbaharmi gelmiş nedir bu yağmurlar...
Ne yana koşsam cıkmaz sokaklar...
Elim bagrimda, yüregim yorgun,
Üşürüm ağustosun kucaginda...

25 Ocak 2017 Çarşamba

Hiçbirimiz kötü değiliz... Hiçbirimiz masum da değiliz...

Hiçbirimiz kötü değiliz... Hiçbirimiz masum da değiliz... Her birimiz ne isek, oyuz. Kusursuz da değiliz, hatalı kod da değiliz. Hangimiz doğru, hangimiz yanlış, hangimiz günahkar, hangimiz namusluyuz? Sen mi karar vereceksin? Ben mi bileceğim. Sen ‘ne’ isen ben de ‘o’yum. Koskocaman profesör, karısının yüzünü dayaktan tanınmaz hale getiriyor. Tinerci Adem, enkazdan çocuk kurtarıyor. Din adamı zimmetine para geçiriyor, hayat kadını böbreğini bağışlıyor. Neye göre iyi, neye göre kötü.. Hepimiz önce insanız. Kusursuz değilim. Olamam da. Herbirimizin eksikleri, artıları, güzellikleri, çirkinlikleri, iyiliği, kötülüğü var. Bazılarımızın derisi siyah, bazılarımızın beyaz. Bazılarımız camide, bazılarımız kilisede, bazılarımız Sinagog’da dua ediyoruz. Bazilarimiz hic dua etmiyoruz. Neye inanıyorsak oradayız, neyi seçiyorsak yaşıyoruz. Ne doğduğum yeri seçebildim, ne de ailemi... Sen gibi geldim ben de, ben gibi gideceksin sen de.

4 Ocak 2017 Çarşamba

Dost İçin Sırtımı Köprü Yapmaya Hazırım Ben.

Dost için sırtımı köprü yapmaya hazırım ben.
Yeterki temiz kalpleri taşıyan ayaklar geçsin üstümden...

3 Ocak 2017 Salı

Zaman Ne Çabuk Geçiyor

Zaman bekleyenler için çok yavaştır,
korkanlar için çok hızlı, 
yas tutanlar için çok uzun, 
neşelenenler için çok kısa;
           ........... ancak sevenler için zaman, sonsuzluktur.

Bana bakın ve ibret alın!’’

Bana bakın ve ibret alın!’’
Zamanın birinde bir Allah dostu şimdiki tabirle sayfiyye denilen yazlıkların olduğu bir sahil kasabasına gider. Orada dolaşırken boylu poslu bir adam görür kolunun biri yok… birkaç gün takip eder bu adamı ve her gün ‘’ey ahali! Bana bakın ve ibret alın!’’ diye bağırmasına dikkat eder, gidip sorar. Yahu hayırdır niye her gün böyle ibret alın diye bağırarak geziyorsun? Adam başlar anlatmaya: ben zamanında şu gördüğün sahilin güvenlik şefiydim, buralar benden sorulurdu, her şeyi ben kontrol ederdim elimde sopam belimde silahım teftiş ederdim. Derken bir gün yine böyle dolaşırken sahilde bir adam gördüm zayıf çelimsiz balık tutuyor. Gittim yanına baktım ki iki balık tutmuş. Dedim ki, o balıklardan birini bana vereceksin! Adam:’’ olmaz. Ben bu tuttuğum balıklarla evimi geçindiriyorum ticaret maksatlı da yapmıyorum. Zaten tuttuğumda şunun şurasında iki balık, bana zulmetme veremem sana.’’ Dedi. Ben ise ısrar ettim vermeyince iki sopa vurdum zorla aldım balığın birini. Eve doğru giderken yolda balık benim parmağımı ısırdı eve bu halde gittim balığın dişlerinden kurtardım parmağımı ve balığı tavaya koyduk pişirecekken bir de baktım tava kan oldu. O vakit benimde parmağım şişmeye durdu dayanamayıp doktora gittim. Doktor: ‘’bu parmak kangren olmuş kesmek gerek.’’ Dedi. Nihayetinde parmağı kestiler. Sonra elim şişti doktor bu defa: mikrop ele de sıçramış elide kesmemiz gerekiyor. Dedi. Elimi de kestiler sonra kolum şişti yine gittim doktora ve doktor: bu mikrop kola da sıçramış kol kangren. Kesmemiz gerekiyor. dedi ve kolumu da kestiler. Çok geçmeden göğsüm şişmeye başladı, o zaman anladım ki ben öleceğim kurtuluşum yok. Ayrıldım gittim evden dolaştım bir ağacın altında ağlıyordum ki biri geldi ve dedi ki, ‘’a gafil adam hiç akıl etmez misin, niye bu haldesin? Bir düşünüp seni bu hâle koyandan bir helâllik istemez misin? ‘’ bunu duyunca aklım başıma geldi ve kalkıp o balıkçıyı buldum. Selam verdim ve beni tanıyıp tanımadığını sordum. Balıkçı: seni tanıdım. Ama koluna ne oldu? Deyince anlattım durumu, helâllik istedim. Balıkçı: bu çok ağır olmuş, gel hele bir bize gidelim. Dedi ve evlerine gittik. Evinin bir köşesinden bir küp çıkardı. İçinde otuz bin akçe varmış. On binini verdi ve dedi ki, eğer kolun sağlam olsaydı çalışır para kazanırdın ama şimdi çalışamazsın. Bu onun nafakası olsun dedi. Sonra on bin akçe daha verdi ve ekledi: eğer sen çalışabilseydin çoluğuna çocuğuna hediyeler alırdın sevindirirdin ama şimdi onu da yapamazsın. Bu on bin akçe de onun için olsun. Sonra kalan on bin akçeyi de verdi ve dedi ki, eğer çalışabilseydin sadakanı da verir, belki hayır işlerdin. Şimdi onu da yapamazsın dedi ve son on bin akçeyi de verdi. Ardından sarılıp helâlleştik. Ardından sordum ve sen ne diye beddua ettin de ben bu hâle düştüm? Balıkçı: sen benim elimden balığımı zorla alıp gittiğinde dedim ki Allah’a, Allah’ım bu adam benden güçlü, kuvvetli. Onu öyle yaratmışsın, beni ise zayıf ve güçsüz yarattın. O adam benim rızkımı zorla aldı ve sen bana o zaman da yardım etmedin, o adama karşı koyamadım. Şimdi ona öyle bir musibet ver ki âleme ibret olsun! Dedi. İşin hakikatini o zaman anladım. Bir süre sonra göğsümde indi, iyileştim
ama kolumun biri yok... işte benim âleme ibretliğim ordan kalmadır efendi…
Okuduysanız Paylaşalım bu güzel kıssayı herkes okusun!